Açılır baharda gülü Tebriz’in
Rüzgârda savrulur teli Tebriz’in.
Şehriyar yadıyla bir nefes gelir
Laledir, nergistir dili Tebriz’in.
Erk Kalesi vakur, göğe yaslanır
Toprak gibi olmalısın,
ağırbaşlı, derinden, suskun…
Bir yaranın üstüne serildiğinde
acıya değil, iyileşmeye söz vermelisin.
Yağmur gibi olmalısın,
Tut yüreğimden, düşmesin uçurumlara,
Titriyor bak, incecik bir dal gibi rüzgarda.
Ne yangınlara dayandı bu göğüs kafesi,
Ama şimdi bir nefes kadar kırılgan.
Tut yüreğimden, kör kuyularda kaybolmasın,
Sarıl şiirlerimin sıcaklığına,
Çünkü dünya üşüyor artık.
İnsan, insana yabancı,
Göz göze gelmek bile lüks olmuş bu çağda.
Ama hâlâ bir yerlerde
Bir cümle dokunabiliyor bir yaraya.
Unutma beni,
Bir gün en sakin uykundan uyandığında,
Pencerenin önünde duran solgun çiçeğe bakarken,
Rüzgârın taşıdığı bir eski şarkıda,
Unutma beni.
Bir sabah güneşiyle ben de unuturum seni, ansızın.
Bir soğuma geçer önce içimden
Sonra bir cam buğusu gibi silinir yüzün
Düşlerimin kıyısından sessizce düşersin yere
Ne bir iz kalır gülüşünden
Ne de geceleri kanatan o eksikliğinden.
Ve ben, sevdanın göğsündeki o adam,
Hançerlenen gecelerin tam ortasında,
Yüreğimde bir yangın, adında kor olan,
Suskun yıldızlar şahidim, kelimeler yorgun.
Her nefesimde sen varsın, yokluğunda boğulan,
Velhasıl, şiir gibisin,
Ve ben her mısranı ayrı severim,
Geceye düşen yıldız gibi,
Yüreğime saplanan özlem gibisin.
Yolların sonu sana varmaz,
Ve sen…
Bir şehrin unuttuğu sokaklar gibisin,
Her adımda kaybolan izlerin,
Her köşebaşında unutulan benliğin.
Duvarlarına yazılmış yarım cümleler gibi,
Ben de biliyorum,
bu dünyada bize vuslat yok.
Ben de biliyorum,
hiç kavuşmayacağız.
Ama sen neden acele ettin ki?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!