Çok, çok geldim kapına,
Her defasında başka bir meşguliyet,
Başka bir telaş koydun aramıza.
Sanki senin dünyanda yerim yokmuş gibi,
Sanki kapının önünde bekleyen yalnızlığım,
Senin hiç dikkatini çekmemiş gibi.
Kağıda senin adını değil de
Kendi adımı yazdığım an
İçimde sessiz bir kırılma oldu.
Sanki yıllardır ertelediğim bir yüzleşme
Nihayet kapımı çaldı
İnsan en çok kendine benzeyeni sever,
Aynadaki kırığı, içindeki sesi,
Kendinden bir parça bulduğu yüze
Sığınırcasına bakar, kırılırsa susar.
Ben seni o yüzden sevdim belki,
Göçe hazırlıyorum içimdeki bütün kuşları
Kök salmış acılara inat
Sensizliğin kör sabahlarına bir renk arıyorum.
Sesinde saklı o maviyi
Kalbimin közlerine serinlik diye sürüyorum.
Sevdim diye
yokluğuyla imtihan etti beni,
her gülüşün ardından
bir suskunluk cehennemi bıraktı.
Ben sevdikçe, o sustu…
Ben yaklaştıkça, o uzaklaştı.
Ne çıkar yanımda olmasan,
Aynı gökyüzüne bakmıyor muyuz?
Geceler boyu dua dua sevmişim seni,
Kalbimde yankılanan sesin değil mi?
Ne çıkar ellerin ellerimde değilse,
Ne çıkar yanımda olmasan;
Kalbim senden ibaret değil mi?
Uzaktan sevmek zor demişsin
Görmeden sevmek ibadet değil mi
Ne çıkar, ellerin ellerimde olmasa,
Ne çok isterdim,
Bir el değsin,
Toplasın içimdeki kırıkları,
Suskun geceleri avutsun,
Bir gülüş gibi dokunsun yüreğime.
Başka dudaklarda söylensen ne fayda,
Sen, sözü ve müziği bana ait bir şarkısın.
Düşlerimin nağmesinde yankılanan o ses,
Ruhumun sessiz odasında yankı bulan nefessin.
Kim söylese senin adını, eğreti kalır,
Öldürmek için illa bir silah, bir hançer mi gerekir?
Bir gülüş de saplanamaz mı bir insanın tam ortasına?
Bazı bakışlar, bir kurşundan daha hızlı girmez mi göğse?
Ve suskunluk… en keskin bıçak değil midir aslında?
Öldürmek için illa kan mı gerekir?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!