Elbet bir gün biri dokunacak kalbine,
Usulca bir sevdayla girecek hayatına.
Ve belki bir akşam soracak sana:
En çok kimi sevdin?
Sen susacaksın bir an,
Eylül aynı takvimden bir ay zannedenler var…
Oysa Eylül;
Vuslatı mahşere kalmış, yetim bir aşkın adıdır.
Eylül;
Yaralı kalplerin mevsimidir.
Sessiz çığlıkların yankısı,
Birine gereğinden fazla bağlandığında,
Ateşe fısılda, küle dönsün zincirlerin.
O, yanmayı bilir, yakmayı da,
Küllerinden doğmayı öğretecek sana.
Tıkandığında, yolun kaybolduğunda,
Gecedir yaşatan
Gündüzün sakladığı yüzümü gösteren,
Kendimle hesaplaştığım,
Yalnızlığıma en çok yaklaştığım zaman.
Bir aynadır karanlık,
Ben seni ömrümün en derin yerinde sevdim,
Bir kelimenin içinde saklı kalmış anlam gibi,
Bir şehrin silueti gibi,
Hangi sokağa dönsem karşımda duran.
Öyle tanıdıktın ki,
Geçmez Dediğin Günün Kaçıncı Yarınındasın?
Geçmez sandığın acı, kaç sabah eskitti?
Hangi uykusuz gecenin yamacında unuttun kendini?
Bir sokak lambasının titrek ışığında,
Kaç kere kaybolup, kaç kere bulundun?
Gerçek aşk, bir baharın vaadi değildir,
Ne de yaz güneşinin kavurup geçen sıcaklığı…
O, toprağa düşen tohumun sessiz yemini,
Kışın en sert rüzgârında bile filizlenebilmenin adıdır.
Aşk, gözlerin baktığı yerde değil,
Giderim,
sessizliğin yankı bulmadığı sokaklardan,
adı konmamış vedaların ortasında
bir gölge gibi silinerek giderim.
Bir mevsimi eksiltirim ardımda,
Git diyorsa, git ey gönül,
Yazma diyorsa, sus kaleminle,
Sevme diyorsa, çek elini yürekten
Ve yak o koru sessizce içinde.
Doldur bağrına o kızıl ateşi,
Gitmek istiyor yüreğim
İçimde tuhaf bir his var
Ne kalmaya cesaretim yetiyor
Ne de gitmeye gücüm var
Bir ses çağırıyor uzaklardan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!