Siz her yerden dönülür sanıyorsunuz,
Oysa bazı yolların haritası yoktur,
Bazı gidişler ne geriye bakar
Ne de ardında iz bırakır.
Uçsuz bucaksız bir yalnızlıkta
Bir adım attın mı, geri dönmek
Bu ayrılığın telafisi yok.
Bu yolların dönüşü yok.
Sen neden acele ettin ki?
Gidişin, bir sonbahar rüzgârı gibi
Her şeyi silip süpürdü içimden.
Sen ki vuslatı olmayan bir dua,
Adını her anışım bir yangın,
Ve ben,kül olmaktan öte,
Yanmaya razı bir aşıgım.
Yüregimin derinliklerine sakladım seni,
Dünya güzeldir, yaşa dünyada,
Bir sabahın serinliğinde,
Gözlerine düşen ışıkta,
Bir çocuğun kahkahasında...
Güzeldir, ama biraz hüzünlü,
Beni yokluğunla sınama.
Ben eksik kalmayı kumruların gözyaşında gördüm.
Yarım kalan duaların soğuk taşlara değdiği gecelerde,
Bir çığlığın sessizliğe düştüğü anlarda öğrendim.
Eksiklik, bir rüzgarın unuttuğu koku gibi
Bence en güzel mavi sensin
Gökyüzü bile seni kıskanıyor
Her akşam rengini usulca geri topluyor
Deniz, derinliğini sana yetiştirmeye çalışıyor
Bütün maviler
Sana benzemeye çalışırken soluyor
Elbet bir gün biri dokunacak kalbine,
Usulca bir sevdayla girecek hayatına.
Ve belki bir akşam soracak sana:
En çok kimi sevdin?
Sen susacaksın bir an,
Eylül aynı takvimden bir ay zannedenler var…
Oysa Eylül;
Vuslatı mahşere kalmış, yetim bir aşkın adıdır.
Eylül;
Yaralı kalplerin mevsimidir.
Sessiz çığlıkların yankısı,
Birine gereğinden fazla bağlandığında,
Ateşe fısılda, küle dönsün zincirlerin.
O, yanmayı bilir, yakmayı da,
Küllerinden doğmayı öğretecek sana.
Tıkandığında, yolun kaybolduğunda,
Gecedir yaşatan
Gündüzün sakladığı yüzümü gösteren,
Kendimle hesaplaştığım,
Yalnızlığıma en çok yaklaştığım zaman.
Bir aynadır karanlık,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!