Bir sabah güneşiyle ben de unuturum seni, ansızın.
Bir soğuma geçer önce içimden
Sonra bir cam buğusu gibi silinir yüzün
Düşlerimin kıyısından sessizce düşersin yere
Ne bir iz kalır gülüşünden
Ne de geceleri kanatan o eksikliğinden.
Ve ben, sevdanın göğsündeki o adam,
Hançerlenen gecelerin tam ortasında,
Yüreğimde bir yangın, adında kor olan,
Suskun yıldızlar şahidim, kelimeler yorgun.
Her nefesimde sen varsın, yokluğunda boğulan,
Velhasıl, şiir gibisin,
Ve ben her mısranı ayrı severim,
Geceye düşen yıldız gibi,
Yüreğime saplanan özlem gibisin.
Yolların sonu sana varmaz,
Ve sen…
Bir şehrin unuttuğu sokaklar gibisin,
Her adımda kaybolan izlerin,
Her köşebaşında unutulan benliğin.
Duvarlarına yazılmış yarım cümleler gibi,
Ben de biliyorum,
bu dünyada bize vuslat yok.
Ben de biliyorum,
hiç kavuşmayacağız.
Ama sen neden acele ettin ki?
Yağmurda yürümeyi çok seviyorum,
Çünkü hiç kimse ağladığımı anlamıyor.
Gözyaşlarım, gökyüzünün unuttuğu dualar gibi,
Toprağa karışıp sessizce kayboluyor.
Şehir ıslanıyor, yollar titriyor,
Hissetmeden anlayamazsın bazı şeyleri,
Yağmur yağdığı kadar değil,
Sana değdiği kadar ıslanırsın.
Gök gürültüsü kadar değil,
İçinde koptuğu kadar korkarsın.
Beni yandığım ateşe hayranlıkla görmüşler
İçimin çığlıklarını meşale sanmışlar
Her kor düştükçe ruhuma, alkış tutmuşlar
Ben yanarken seyre dalmış, adına “aşk” demişler.
Ateşti o, evet — hem sevgili, hem cellat
Yanlış topraklara düşmüşsün sen,
Rüzgârın getirdiği bir tohum gibi,
Ne toprağın dili seni anlamış,
Ne gökyüzü sana merhamet etmiş.
Köklerin derinlere inmek istemiş,
Sen aklıma düştügünde,
kan kaybeden bir şiirin dizeleri toparlanırdı.
Bir çocuk düşerdi içime,
elleriyle gökyüzünü kavrayan,
dizleri yaralı ama gülümseyen.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!