Siyah bir kazak vardı üstünde
Dünyayı henüz üşütmeyen bir yoksullukla.
Elin karnına doğru
Sanki kalbini saklar gibi
Gülümser gibiydin
İnsan en tehlikeli gülüşü o yaşta öğreniyor çocuk.
Sevmeyen kalplere denk geldik,
Dokunmayı bilmeyen, hissetmeyen,
Bir gülüşe hasret, soğuk bakışlarda,
Kendi yalnızlığına mühürlü yüzlerde,
Kaybolduk…
Son defa yazdım kalbimden akan nehirleri
Bir daha dönmesin diye, içimde ne varsa sana dair.
Her damla, yılların susarak biriktirdiği çığlık,
Her kıvrımında unutuş, her akıntısında yara vardı.
Sana susarak büyüttüğüm bir ömrü,
Söyle doktor,
Kaç yara dikilir bir ömre?
Kaç acı sığar bir kalbe,
Ve kaç nefes eksilir içimizden,
Ağrılar geceyi delip geçerken?
Susmanın dilinde seni seviyorum demek,
En ağır cümleleri sessiz harflerle kurmak gibi.
Bir bakışın içindeki fırtınayı,
Bir dokunuşun özlemle sızlayan yanını
Anlatamamak gibi.
Açılır baharda gülü Tebriz’in
Rüzgârda savrulur teli Tebriz’in.
Şehriyar yadıyla bir nefes gelir
Laledir, nergistir dili Tebriz’in.
Erk Kalesi vakur, göğe yaslanır
Toprak gibi olmalısın,
ağırbaşlı, derinden, suskun…
Bir yaranın üstüne serildiğinde
acıya değil, iyileşmeye söz vermelisin.
Yağmur gibi olmalısın,
Tut yüreğimden, düşmesin uçurumlara,
Titriyor bak, incecik bir dal gibi rüzgarda.
Ne yangınlara dayandı bu göğüs kafesi,
Ama şimdi bir nefes kadar kırılgan.
Tut yüreğimden, kör kuyularda kaybolmasın,
Unutma beni,
Bir gün en sakin uykundan uyandığında,
Pencerenin önünde duran solgun çiçeğe bakarken,
Rüzgârın taşıdığı bir eski şarkıda,
Unutma beni.
Bir sabah güneşiyle ben de unuturum seni, ansızın.
Bir soğuma geçer önce içimden
Sonra bir cam buğusu gibi silinir yüzün
Düşlerimin kıyısından sessizce düşersin yere
Ne bir iz kalır gülüşünden
Ne de geceleri kanatan o eksikliğinden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!