Sıradan biri..
Adını anmadan sevdim seni… Kalbimde sessizce büyüyen bir şiir gibi, kimseye söylemeden, kimseye göstermeden. Herkesin sustuğu yerden başladım seni anlamaya; kelimelerin bittiği, gözlerin daldığı yerden… Bir adın yoktu bende, bir yüzün bile belki, ama hissettirdiklerinle doldurdum eksik yanlarımı. Seninle konuşmadan dertleştim, adını anmadan dua ettim, varlığını bilmeden özledim. Bu nasıl bir sevgiydi bilmiyorum; ama ne zaman kalbim sussa, içimden sen geçtin. Ne zaman gece dursa, rüyama senin yokluğun uğradı. Sen gelmedin belki hiç, ama yokluğunda bile var gibi sevdim seni. Çünkü bazı sevgiler yaşanmaz… sadece hissedilir. Ve bazı insanlar, dokunmadan bile iz bırakır yürekte. Sen, o izdin. Sessizliğime karışan, içime sinen, anlatamadığım en güzel cümleydin. Adını anmadan sevdim seni… ama en çok da içimdeki suskunluğa yakıştığın için.
Gönül bağım talan oldu
Tüm ümitler yalan oldu
Bize her gün figan oldu
Aşk oduna yanmam gayrı
Yıllar yılı çile çektim
Adını unuttum,
Bir tren garında, yorgun bir bilet gibi düştü elimden.
Hangi perondan kalkar hatıraların, bilmiyorum.
Hani derler ya, "Gözden ırak, gönülden de ırak."
Ben ki gönlüne sığmadım, gözüne mi sığacaktım?
Şimdi bir taksi durağında,
Affetmeyin. Size haksızlık edenleri, yüreğinizi yaralayanları, güveninizi hiçe sayanları affetmek zorunda değilsiniz. Hayat, her yarayı sarmak ya da her kırgınlığı unutmak zorunda olduğumuz bir yer değil. Bazen, affetmemek en doğru sınırdır. Her şeyi hoşgörmeye çalışmak, en derin yaralarınıza bile sırf “iyilik” adına göz yummak, aslında kendinize yaptığınız en büyük haksızlıktır.
Gecenin karanlığına fısıldadım, yıldızların arkasına saklanmış gölgeleri affettim. Kalbimi kıran her bir hatırayı, içime işleyen her bir yarayı sararak, sessizce rüzgara bıraktım. Zamanın derinlerinde kaybolan anıları, unutulmuş sokakların izlerini affettim.
Dalgaların hırçınlığında kaybolan sözleri, denizin sonsuzluğuna gömdüm. Her dalganın vurduğu kıyıda, içimdeki kırıklıkları bir bir toplayıp, denizin tuzlu suyunda yıkadım. Küçük bir kum tanesi kadar ufalıp, kendimi okyanusun sonsuzluğuna bıraktım.
Yolumu kaybettiren fırtınaları, içimi titreten soğuk rüzgarları affettim. İçimdeki umut ışığını söndüren karanlığı, güneşin doğmadığı sabahları affettim. Her bir hüznü, her bir acıyı, her bir pişmanlığı, kırık dökük hayallerin arasında gizledim.
Ey gönül, dünyaya aldanma, geçici olana bağlanma. Bütün bu göz kamaştıran süsler, içi boş, manasız bir hayalden ibaret. Ne mala ne mülke ne de insanlar arasında yücelen makamlara meyledip de ruhunu oyalama. Çünkü dünya, perdesini her an kapatabilir; ne elde ettiğin kalır, ne de peşinden koştuğun şeyler. Aldandığın sürece, gönlün ebedi huzurdan mahrum kalır.
Unutma ki bu alem, sadece bir yol. Asıl yurdun ise ötelerde, Rabb'ine varışta gizlidir. Dünya, ancak sınandığın bir durak; burada sabır, şükür ve teslimiyet gereklidir. Gözlerin ne kadar dünyaya baksa da, gönlünü ahirete döndürmelisin. Çünkü sana gerçek olan, Rabbinin varlığı ve sana duyduğu sevgidir.
Ey gönül, aldanma! Gerçek huzur, maddede değil, manada saklıdır. Her ne kadar geçici olana heves etsen de, içindeki sonsuzluğu ancak O'nda bulabilirsin. Sana en yakın olanı, kendi nefsinde ara. Rabbini tanıdıkça kendini, kendini bildikçe O'nu bulacaksın.
"Anlatamadığım çok şey var. Bir uçurumun kenarında, rüzgarın fısıltılarıyla savrulan yapraklar gibiyim. İçimdeki dalgalar, bir an durulup bir an kabarıyor, ama hiçbir zaman tamamen sakinleşmiyor. Sözcükler, kalbimin derinliklerinde yankılanan bir melodi gibi, her notasında acının izlerini taşıyor.
Yıldızlar bile bana uzak görünüyor. Her biri, dokunamadığım ama görmekten de vazgeçemediğim bir hayal. İçimdeki boşluk, gökyüzündeki karanlık kadar derin ve sınırsız. Her nefeste, sanki ciğerlerime dolan hava değil de, hüzün oluyor. Zaman zaman, içimdeki karanlığa ışık tutmaya çalışan bir mum misali, umut ışığı arıyorum. Ancak o mum, en ufak bir rüzgarla sönüveriyor.
Bir nehir gibi, içimdeki duygular akıyor ama hiçbir yere varamıyor. Kalbimin kıyılarında birikiyor ve sonunda bir göle dönüşüyor; derin, sessiz ve soğuk. O gölde boğuluyorum, her dalga beni biraz daha derine çekiyor. Sözlerim, kıyıya vuramayan dalgalar gibi, anlamını bulamıyor.
Anne hakkı ödenmez... Çünkü bir insanın var oluşuna şahitlik eden, ilk gözyaşını silen, ilk düşüşünde elini tutan tek yürek odur. Sen büyüdükçe gözlerinin içindeki çocukluğu görmeye devam eden, sen sustukça kalbinden geçenleri anlayan, herkes gitse bile geride kalan tek kişidir anne. Onun emeğiyle değil, duasıyla yaşanır bu hayat. Yorulduğunu belli etmeden çalışan, uykusunu senin uykuna feda eden, bir lokmayı ikiye bölen ve hep küçüğünü kendine ayıran bir kalptir o. Ne kadar büyürsen büyü, onun yanında hep çocuksundur. Ve bir gün bile eksik olsa, hayatın bir yanı hep yarımdır.
Yokluğunu açık açık yüzüme vuran bir gün daha geldi annem.
Sensizliğin tarifi hangi sözle yapılır hiç bilmiyorum.
Her şeyi öğretip yokluğunu öğretmeyen canım annem.
Annesizlik günüm kutlu olsun.
Kalbim hâlâ atıyor ama eskisi gibi değil. Sevmek artık bir heyecan değil, bir korku oldu içimde. Ne zaman birine yaklaşsam, geçmişten gelen kırıklar ses veriyor. Eskiden ne güzeldi; gözünün içine bakınca güven duymak, bir mesajla mutlu olmak, bir tebessümle bütün günü güzel geçirmek… Ama şimdi o saflığı taşıyamıyorum. Çünkü sevdiğim herkes bir şekilde kırdı beni. Gitmeyi tercih etti, susmayı seçti, anlamak yerine yok saydı. Kalbimi açtığım herkes, ardına bakmadan gitti. Ve ben her defasında daha temkinli, daha mesafeli biri oldum. İçimde hâlâ sevmek isteyen bir yan var belki, ama o kadar yorgun ki… Eskisi gibi seversem, yine aynı yerden kanayacağımı biliyor. O yüzden artık sevgimi saklıyorum. Hak edene vermek için değil, acıtmayan bir sessizlikte kalmak için. Çünkü sevmek güzel şey, evet… Ama doğru kişide. Ben artık eskisi gibi sevemem, çünkü içimde sevmeyi unutturacak kadar çok yara var.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!