Herkes gidenlere üzülür, ben kalıp hiçbir şey yapmayanlara kırgınım… Çünkü gitmek cesaret ister ama kalıp susmak daha derin bir ihanettir. Yanımda olup da yüreğimden uzak olanlar, en çok da onlardı canımı yakan. Bir şey söylemediler, teselli etmediler, anlamaya çalışmadılar… Sadece izlediler, sessizce. Bir insanın göz göre göre yavaşça dağılmasına şahit olup da hâlâ “yanındayım” demek, işte en büyük yalandı. Ben o yalanların altında ezildim. Gitseydiniz ya… Hiç değilse eksikliğiniz belli olurdu. Ama siz kaldınız ve yokmuşsunuz gibi davrandınız. Bu yüzden en çok da sizden vazgeçtim. Sessizliğimi siz büyüttünüz, duvarlarımı siz ördünüz. Ve şimdi ne kimseye güvenim var ne de bir cümleye inancım. Çünkü öğrendim: bir insanın gerçekten gitmesi için valizini toplaması gerekmez… Bazen içinden çıkıp gider, ve en çok da orası buz gibi kalır.
Benim kalbim çok yük taşıdı, ama en ağır yük sen oldun. Çok sevdiğim, çok inandığım sen... En çok sende yoruldum. Beni hayal kırıklığına uğratan başkaları değildi; en çok senden gelen kırgınlıklar canımı acıttı. Çünkü sana güvenmiştim.
Her şeye rağmen yürümeye çalıştım, ama yolun sonunda hep aynı çıkmazla karşılaştım. Seni anlamaya çalıştıkça daha da uzaklaştım kendimden. Verdiğim her emek, döktüğüm her gözyaşı, içimde bir yara daha açtı. Çünkü sen, bana destek olmak yerine hep daha çok yük bindirdin omuzlarıma.
En çok sende yoruldum. Çünkü sen benim dinlenmek istediğim limandın, ama fırtınalar hep seninle geldi. Yanında huzur bulmak isterken, içimde kopan kasırgalara şahit oldum. Ve her seferinde, kendime seni sevmek için bir neden daha aradım. Ama bulamadım.
Bazen birini öyle çok seviyorsun ki, elinden gelenin en iyisini veriyorsun, kalbini, sabrını, umudunu… Ama o insan, seni hiçbir zaman aynı yerden sevmiyor. Sen her defasında biraz daha inanırken, o senden biraz daha uzaklaşıyor. Ve bir gün fark ediyorsun; aslında hep yalnız sevmişsin. O, senin verdiğin değerin içinde sadece bir misafirmiş.
Ben de öyle yaptım… En güzel günlerimi, en saf yanımı, en içten dualarımı birine harcadım. Her sabah onunla başlamasını dilediğim günleri, artık sessizce onun yokluğuna uyanarak bitiriyorum. Gözlerimi kapattığımda hâlâ sesi kulaklarımda çınlıyor, ama o artık başka bir hayatın parçası. Ve ben, onun gülüşüyle ısınan dünyamda şimdi üşüyorum.
Zaman geçiyor, insanlar “unutursun” diyor. Ama bilmezler ki bazı insanlar unutulmaz; sadece susularak taşınır. Her hatırlayışında içinden bir şey daha eksilir, ama yine de sevmekten vazgeçemezsin. Çünkü bazı sevgiler bitmez… sadece sessizce küllenir. Ve ben, en güzel günlerimi geri dönmeyecek birine harcadığımı bile bile, hâlâ o küllerin arasında biraz sıcaklık arıyorum.
Bazen hayat, en sessiz anlarda bile en yüksek sesle konuşur. Kendimize dönüp baktığımızda, tüm o kaygıların, korkuların ve belirsizliklerin aslında sadece birer gölge olduğunu fark ederiz. İçimizdeki huzuru bulabilmek için önce o gölgeleri tanımamız gerekir.
Kendimizi kaybettiğimiz anlar, aslında yeniden bulmamız için birer fırsattır. Hayatın sunduğu her zorluk, bize yeni bir şey öğretmek için gelir. Her düşüş, tekrar kalkmamız için bir şanstır. Yeter ki kalbimizi açık tutalım ve o derin yaralarımızdan öğrenmeyi seçelim.
Sevgi, en büyük öğretmenimizdir. İlişkilerimizdeki derin bağlar, bize kendi içsel gücümüzü ve kırılganlığımızı gösterir. Bazen bir bakış, bazen bir gülümseme, bazen de bir ayrılık, kalbimizin derinliklerinde yeni kapılar açar. Her anı, bir ders olarak görmek, yaşamı daha anlamlı kılar.
Eşim, hayatımın anlamı ve en büyük şansımsın. Seninle geçen her an, ruhumu dinginleştiren bir melodinin en güzel notaları gibi. Senin gülüşünde kaybolmak, bakışlarında huzuru bulmak ve sevginde sığınak bulmak benim için tarifsiz bir mutluluk. Yolumun ışığı, kalbimin sığınağı ve ruhumun ebedi yoldaşısın. Her adımda elini tutmak, her zorlukta yanında olmak ve her mutluluğu seninle paylaşmak, bu dünyadaki en büyük şükrüm. Seninle yaşlanmak, her anı seninle dolu dolu geçirmek ve sonsuz aşkla birbirimize bağlı kalmak, benim en büyük hayalim. Sen, aşkın en saf ve en güzel halisin, benim her şeyimsin.
Eskisi gibi değilim artık. O eski halimi bulmaya çalışırken, kaybolan yanlarımı toparlayıp bambaşka biri oldum. Büyüdüm mü desem, yoksa sadece kırıldım mı, bilmiyorum. Ama her ne olduysa, içimde bir şeyler değişti. Eskisi kadar umutlu değilim belki, ama daha gerçekçiyim.
Bir zamanlar her şeyin güzel olacağına inanırdım. Şimdi ise, her şeyin bir bedeli olduğunu biliyorum. Eskiden kimseden vazgeçemezdim; şimdi, gitmesi gerekenlere kapıyı gösteriyorum. Yanımda kalmak isteyenler için de eski güvenim yok artık. Kimseye körü körüne inanmayı bıraktım.
Ben değiştim artık. Eskiden hayatın her küçük ayrıntısına tutunurdum, kimseyi kaybetmek istemezdim. Her acıyı kendimce katlanılabilir hale getirmeye çalışırdım. Ama şimdi biliyorum ki bazı şeyler, ne yaparsan yap değişmiyor. Bazı insanlar seni yarı yolda bırakıyor, bazı hayaller de sen ne kadar çabalarsan çabala gerçek olmuyor.
Bir zamanlar her şey daha kolaydı. Bir gülüşle geçerdi kırgınlıklar, bir özürle dağılırdı bulutlar. Şimdi öyle değil… Artık insanlar kırıldığında susuyor, sevdiklerinde bile uzak durmayı tercih ediyor. Sanki herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Ben de değiştim. Artık eskisi gibi konuşamıyorum, içimi dökemiyorum. Birine güvenmekten korkar oldum, çünkü herkes biraz yarım kaldı gidişlerinde. Belki de büyümek bu; kimseye tam güvenememek, kimseyi tam sevememek. Her ilişkide biraz temkin, her kelimede biraz korku.
Ama içimde hâlâ o eski hâlimden kalan bir parça var. Saf, umutsuzca inanmak isteyen bir parça. Bazen geceleri sessizce onunla konuşuyorum. “N’oldu bize?” diyorum. O cevap vermiyor, sadece susuyor. Ve ben o sessizlikte anlıyorum: hiçbir şey bitmedi aslında, sadece biz eskisi gibi olamadık.
Ey benim geçip giden ömrüm,
Hangi baharın sabahında doğdun da, hangi akşamın hüznünde kayboldun?
Zamanın ellerinde büyüyen bir yaprak gibi, yeşerip solduğun günleri unutur musun?
Daha yeni başlayan şarkıları yarım bırakıp, vedalarla sustuğun o anları hatırlar mısın?
Ey benim dertle yoğrulan yüreğim,
Bazen insan sadece bir sarılmayı bekler… Uzun zamandır gelmeyen, gelmeyecek olduğunu bildiği hâlde umut etmekten vazgeçemediği bir sarılma. Çünkü bazı yaralar kelimelerle değil, sadece sessiz bir kucaklaşmayla iyileşir. Ama o sarılma gecikirse, beklediğin kişi geç kalırsa ya da hiç gelmezse… İçinde bir yer hep eksik kalır. Hayatına devam edersin, gülersin, insanlara karışırsın ama hiçbir şey tam olmaz. Çünkü o an, o sarılma, o göz göze geliş… Hiçbir zaman yaşanmadı. Gecikmiş bir sarılma, aslında hiç gerçekleşmeyecek olan bir vedanın en sessiz şeklidir. Ve insan bazen, sarılamadığı birine yıllarca özlem duyabilir. Çünkü bazı duygular yarım kalmaz, hep eksik kalır. Beklemek bu yüzden yorucudur; çünkü bazen beklediğin şey sadece bir kişi değil, onunla birlikte kaybettiklerin olur.
Bazı insanlar hayatına tam zamanında gelir ama sen onlara geç kalmışsındır. Elini uzatacak cesaretin, konuşacak kelimen ya da sevecek gücün kalmamıştır. Çünkü senden önce yaşadığın kırgınlıklar, kalbinin kapısını içeriden kilitlemiştir. Dışarıdan bakan herkes seni sessiz sanır, oysa içinde yıllardır dinmeyen bir fırtına vardır.
İnsan büyüdükçe mutlu olmayı değil, hissetmemeyi öğreniyor. Eskiden bir şarkı saatlerce düşündürürdü, şimdi bütün bir hayat tek bir gecede omuzlarına çöküyor. Gülümsüyorsun, çünkü kimseye yük olmak istemiyorsun. Ama her tebessümün altında, kimsenin görmediği küçük bir yıkılış saklı duruyor.
Zamanın her şeyi iyileştirdiğine inandık. Oysa zaman sadece alışmayı öğretti. Eksik uyanmayı, yarım konuşmayı, tamamlanmayacağını bildiğin hayalleri sessizce cebinde taşımayı... Bazı acılar geçmedi; sadece onlarla yaşamayı normal sandık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!