Bazen hayat, en sessiz anlarda bile en yüksek sesle konuşur. Kendimize dönüp baktığımızda, tüm o kaygıların, korkuların ve belirsizliklerin aslında sadece birer gölge olduğunu fark ederiz. İçimizdeki huzuru bulabilmek için önce o gölgeleri tanımamız gerekir.
Kendimizi kaybettiğimiz anlar, aslında yeniden bulmamız için birer fırsattır. Hayatın sunduğu her zorluk, bize yeni bir şey öğretmek için gelir. Her düşüş, tekrar kalkmamız için bir şanstır. Yeter ki kalbimizi açık tutalım ve o derin yaralarımızdan öğrenmeyi seçelim.
Sevgi, en büyük öğretmenimizdir. İlişkilerimizdeki derin bağlar, bize kendi içsel gücümüzü ve kırılganlığımızı gösterir. Bazen bir bakış, bazen bir gülümseme, bazen de bir ayrılık, kalbimizin derinliklerinde yeni kapılar açar. Her anı, bir ders olarak görmek, yaşamı daha anlamlı kılar.
Eşim, hayatımın anlamı ve en büyük şansımsın. Seninle geçen her an, ruhumu dinginleştiren bir melodinin en güzel notaları gibi. Senin gülüşünde kaybolmak, bakışlarında huzuru bulmak ve sevginde sığınak bulmak benim için tarifsiz bir mutluluk. Yolumun ışığı, kalbimin sığınağı ve ruhumun ebedi yoldaşısın. Her adımda elini tutmak, her zorlukta yanında olmak ve her mutluluğu seninle paylaşmak, bu dünyadaki en büyük şükrüm. Seninle yaşlanmak, her anı seninle dolu dolu geçirmek ve sonsuz aşkla birbirimize bağlı kalmak, benim en büyük hayalim. Sen, aşkın en saf ve en güzel halisin, benim her şeyimsin.
Eskisi gibi değilim artık. O eski halimi bulmaya çalışırken, kaybolan yanlarımı toparlayıp bambaşka biri oldum. Büyüdüm mü desem, yoksa sadece kırıldım mı, bilmiyorum. Ama her ne olduysa, içimde bir şeyler değişti. Eskisi kadar umutlu değilim belki, ama daha gerçekçiyim.
Bir zamanlar her şeyin güzel olacağına inanırdım. Şimdi ise, her şeyin bir bedeli olduğunu biliyorum. Eskiden kimseden vazgeçemezdim; şimdi, gitmesi gerekenlere kapıyı gösteriyorum. Yanımda kalmak isteyenler için de eski güvenim yok artık. Kimseye körü körüne inanmayı bıraktım.
Ben değiştim artık. Eskiden hayatın her küçük ayrıntısına tutunurdum, kimseyi kaybetmek istemezdim. Her acıyı kendimce katlanılabilir hale getirmeye çalışırdım. Ama şimdi biliyorum ki bazı şeyler, ne yaparsan yap değişmiyor. Bazı insanlar seni yarı yolda bırakıyor, bazı hayaller de sen ne kadar çabalarsan çabala gerçek olmuyor.
Bir zamanlar her şey daha kolaydı. Bir gülüşle geçerdi kırgınlıklar, bir özürle dağılırdı bulutlar. Şimdi öyle değil… Artık insanlar kırıldığında susuyor, sevdiklerinde bile uzak durmayı tercih ediyor. Sanki herkes bir şeylerden kaçıyor ama kimse nereye gittiğini bilmiyor.
Ben de değiştim. Artık eskisi gibi konuşamıyorum, içimi dökemiyorum. Birine güvenmekten korkar oldum, çünkü herkes biraz yarım kaldı gidişlerinde. Belki de büyümek bu; kimseye tam güvenememek, kimseyi tam sevememek. Her ilişkide biraz temkin, her kelimede biraz korku.
Ama içimde hâlâ o eski hâlimden kalan bir parça var. Saf, umutsuzca inanmak isteyen bir parça. Bazen geceleri sessizce onunla konuşuyorum. “N’oldu bize?” diyorum. O cevap vermiyor, sadece susuyor. Ve ben o sessizlikte anlıyorum: hiçbir şey bitmedi aslında, sadece biz eskisi gibi olamadık.
Ey benim geçip giden ömrüm,
Hangi baharın sabahında doğdun da, hangi akşamın hüznünde kayboldun?
Zamanın ellerinde büyüyen bir yaprak gibi, yeşerip solduğun günleri unutur musun?
Daha yeni başlayan şarkıları yarım bırakıp, vedalarla sustuğun o anları hatırlar mısın?
Ey benim dertle yoğrulan yüreğim,
Bazen insan sadece bir sarılmayı bekler… Uzun zamandır gelmeyen, gelmeyecek olduğunu bildiği hâlde umut etmekten vazgeçemediği bir sarılma. Çünkü bazı yaralar kelimelerle değil, sadece sessiz bir kucaklaşmayla iyileşir. Ama o sarılma gecikirse, beklediğin kişi geç kalırsa ya da hiç gelmezse… İçinde bir yer hep eksik kalır. Hayatına devam edersin, gülersin, insanlara karışırsın ama hiçbir şey tam olmaz. Çünkü o an, o sarılma, o göz göze geliş… Hiçbir zaman yaşanmadı. Gecikmiş bir sarılma, aslında hiç gerçekleşmeyecek olan bir vedanın en sessiz şeklidir. Ve insan bazen, sarılamadığı birine yıllarca özlem duyabilir. Çünkü bazı duygular yarım kalmaz, hep eksik kalır. Beklemek bu yüzden yorucudur; çünkü bazen beklediğin şey sadece bir kişi değil, onunla birlikte kaybettiklerin olur.
Her sabah uyandığında, yeni bir şansın olduğunu fark ediyor musun? Hayatın sana sunduğu bu fırsat, geçmişin yüklerinden kurtulmak ve her şeyi yeniden başlatmak için bir davet. Geçmişte ne yaşadığını, kimlerin seni kırdığını ya da ne kadar yara aldığını bir kenara bırak. Çünkü asıl önemli olan, bugün ne yapacağın.
Kimi zaman geçmişin gölgeleri zihnimize dolanır, bizi yere çeker. O anlarda, geleceğe dair umutlarımızı unutmaya başlarız. Fakat bil ki, o gölgeler senin gerçekliğin değil. Sen, o karanlıktan çok daha fazlasısın. Her yara, seni daha güçlü kılan birer izdir. Her zorluk, seni kendi ışığına bir adım daha yaklaştırır.
Geçmişte takılı kalmak, seni ileriye taşımaz. Bir kitabın aynı sayfasını defalarca okuduğunu düşün. O sayfada ne kadar vakit geçirirsen geçir, hikaye ilerlemez. Yeni sayfaları çevirmek, hikayenin devamını görebilmenin tek yoludur. O yüzden bugün, geçmişi arkanda bırakıp, yeni sayfayı açma zamanı.
Geldiğin yeri sakın unutma. Nereden başladığını, ne acılarla büyüdüğünü, hangi zorlukları aşarak bugünlere geldiğini hep hatırla. Çünkü unuttuğun her an, kaybolmaya biraz daha yaklaşırsın. İnsan, köklerini hatırladıkça güçlüdür.
Her zirve bir geçmişin üzerine kurulur. Ama zirvede unuttuğun her şey, seni bir gün en derinlere geri götürür. O yüzden ne kadar ilerlersen ilerle, geldiğin yeri sakın hafife alma. Çünkü kim olduğun, nereden geldiğinle şekillenir.
Geldiğin yeri unutma ki düştüğünde, kalkacak cesareti bulasın. Unutma ki hayatta, en çok yürüdüğün yollardan öğrenirsin. Ve unutma, geldiğin yer senin varlığının temelidir. Ne kadar uzağa gidersen git, kim olduğunu hatırlamak zorundasın.
Her şey yalanmış…
Biz bile.
İnandık, bağlandık, güvendik.
Ama sonunda öğrendik:
Bu dünya, en çok inananları yaralıyor.
Hoş geldin... Gözlerinde dünden kalma bir yorgunluk, ruhunda yarım kalmış hikayelerin ağırlığı var, görüyorum. Aynaya her baktığında, oradaki yabancıyı ne kadar daha görmezden geleceksin? Bir zamanlar sen olan o pırıltılı anılar, şimdi üzerlerine çöken toz tabakasıyla unutulmaya yüz tutmuş. Ama ben o tozu, o gölgeyi görüyorum. Ve biliyorum ki, o gölgenin içinde hâlâ bir sen var.
Herkesin senden beklediği rolleri oynarken, kendi sahneni ne zaman kuracaksın? Bağımsızlık maskesini takıp aslında ne kadar bağımlı olduğunu ne zaman fark edeceksin? Sana dayatılan o "doğru" yollarda yürürken, kendi patikalarını çiğneyip geçtiğini ne zaman anlayacaksın? Herkesin onayını almak için çıktığın bu yolda, geride bıraktığın parçalanmış benliğinin fısıltılarını daha ne kadar duymazdan geleceksin? O fısıltılar, bir çığlığa dönüşmeden, kendi kulağına eğilip onu dinle.
Hayat, başkalarının beklentileriyle örülen bir kafes değil; kendi seçimlerinle inşa edeceğin bir saraydır. Ama sen o sarayı başkalarının tuğlalarıyla, onların harçlarıyla yapmaya çalıştıkça, o sadece sana ait olmayan, soğuk bir yapı olarak kalacak. Oysa senin ruhunun derinliklerinde, kendi mimarinin eşsiz tasarımları var. Onları gün yüzüne çıkarmaktan neden korkuyorsun? Kaybedecek neyin kaldı ki, kazanacakların bu kadar fazlayken?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!