Kader… Ne kadar kaçarsan kaç, en sonunda seni bulur. Bazen en çok istemediğin yerdesin, bazen de hiç hayal etmediğin bir anda, bir mucizenin tam ortasında. Çabalarsın, planlarsın, hayaller kurarsın… Ama kader, kendi bildiğini okur. Zamanla anlarsın ki her şey olması gerektiği gibi oluyormuş. Kaybettiklerin, seni bulman içindi. Gidenler, yer açmak içindi gelenlere. Ve yaşadığın her acı, aslında seni olman gereken kişiye dönüştürmek içindi.
Kader adil midir bilinmez… Ama sabredenin yolunu mutlaka bir gün aydınlatır. Çünkü bazen en büyük mucizeler, en çaresiz anlarda gelir. Ve o an anlarsın: Kader, bazen geç gelir… ama asla yanlış kapıyı çalmaz.
Kadınlar aslında hep yalnızlar. Yüzlerinde gülümsemeler, omuzlarında ağır sorumluluklar taşırlar, ama içlerinde derin bir sessizlik vardır. Kendilerinden beklenenleri karşılamaya çalışırken, çoğu zaman kendi duygularını, kendi yaralarını bir köşeye bırakırlar. Herkes için güçlü görünmek zorundadırlar, ama kimse bilmez, o gücün altında ne kadar kırıldıklarını.
Kadınlar aslında güçlü olmak istemediler
Güçlü olmak zorunda bırakıldılar
Mecbur bırakıldılar
Yarım bırakıldılar
Yaralı bırakıldılar
Onca kalabalık içinde anlaşılmak istediler
Ben de istemezdim yalnız olmayı… ama bazen insanın içi öyle kırılıyor ki, kalabalığa karışsa bile kimse ona dokunmuyor, kimse onu görmüyor. Sanki dünyanın gürültüsü bir anda susuyor da geriye sadece kendi nefesinin ağırlığı kalıyor; en çok da geceler çöktüğünde, kimsenin bilmediği bir boşlukla baş başa kalıyorsun.
Bir ses aradım bazen, sadece adımı söyleyen bir ses, ama yankıdan başka bir şey dönmedi bana. İnsanların arasında yürürken bile içimde koca bir boşluk vardı, herkes bir yere yetişirken ben kendime yetişemedim. Anlatacak çok şey birikti ama dinleyecek bir kalp bulamadım, sustum; sustukça içimde büyüdü yalnızlık. Belki biraz anlaşılmak isterdim, belki de sadece yargılanmadan sevilmek… ama her denemede bir parça daha eksildim.
Ve ne kadar incinmiş olursan ol, içinden geçen o cümle hep aynıdır: “Ben de istemezdim yalnız olmayı… fakat kimse de istemedi benimle kalmayı.”
Kalbim ağrıyor. İçimde tanımlayamadığım, geçmeyen bir sızı var. Sanki söyleyemediğim her söz, sustuğum her duygu birer yara açmış, her şey içimde birikmiş gibi. Dışarıdan kimse fark etmiyor, kimse bilmiyor bu sessiz kavgayı. Ama içimde derin bir boşluk, taşınması ağır bir hüzün var.
Bazen düşünüyorum da, belki de bu acıyı çekmemin nedeni, yaşadıklarımı hala kabullenememem. Geçmişte bırakamadığım, içimde sakladığım her duygu, beni bugünde yakalıyor. Kendi kendime sorular soruyorum, cevaplarını bilmediğim sorular… "Neden bu kadar incindim?", "Neden bunca yükü tek başıma taşıyorum?" Ama hiçbir cevap, kalbimdeki bu sızıyı dindirmiyor.
Kalbim ağrıyor, çünkü ben sevdikçe, bağlandıkça, inandıkça kırıldım. Belki de bu yüzden, artık kimseye tam olarak güvenemiyorum. İçimdeki bu hüzün, bana yalnızlığın ağırlığını hatırlatıyor. Her şeyden ve herkesten uzaklaşıp kendi yaralarımı sarmaya çalışıyorum. Yine de, her yalnız kaldığımda o eski hatıralar, içimdeki boşluğu daha da büyütüyor.
Bazen insanın içi öyle ağır bir sessizlikle dolar ki, kelimeler boğazına düğümlenir, dudaklarına gelmeden geri çekilir. Konuşmak istersin ama cümlelerin, kalbinin yükünü taşımaya yetmez; anlatmaya başlasan bile, hiç kimse senin içinde kopan fırtınaları gerçekten duyamaz. En çok da bu anlarda anlarsın; sessizlik aslında bir kaçış değil, en büyük itiraftır. Çünkü susmak, bazen “anlatamıyorum” demekten çok daha güçlüdür. Geceler boyunca yastığına dökülen gözyaşlarını kimse bilmez, sabaha kadar kalbinin çarpıntısını kimse duymaz. İnsan en çok kendi içindeki yankılara teslim olur, kendi sorularının altında ezilir, kendi cevaplarını bulamadığında kırılır. Dışarıdan güçlü görünmek kolaydır, ama içeride kırık dökük duran yanını kimse göremez. Kalbinin sessizliği öyle derinleşir ki, sanki içinde başka bir dünya varmış da sen orada kaybolmuşsun gibi hissedersin. Belki de bu yüzden en büyük yalnızlık, kalabalıkların içinde yaşanır; çünkü kimse senin sustuğun yerden seni duymaz, kimse kalbinin taşıdığı ağırlığı omuzlayamaz. İşte o sessizlik… seni her gün biraz daha içine çeker, biraz daha büyür, biraz daha seni kendine mahkûm eder. Ve sen, kimseye söyleyemediğin cümlelerin yüküyle, kendini sessizliğin ortasında yeniden kaybedersin.
İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki, ne konuşmak ister ne susmak… Sadece durmak ister, her şeyden ve herkesten uzakta. Kalabalıklar arasında en yalnız hissedilen anlar vardır, herkes bir şey söyler ama kimse bir şey anlamaz. Sen anlatmaya çalışırsın ama kelimeler yetersiz, gözlerin dolu, yüreğin paramparçadır. İçinden geçenleri sustuklarınla boğarsın çünkü ne zaman duygularını açsan, birileri "abartma", "geçer", "herkes yaşıyor" deyip geçmiştir. Oysa sen herkes gibi değilsindir. Senin canın o gün biraz daha yanmıştır, senin içinde bir dünya daha yıkılmıştır. Ama kimse bilmez, kimse anlamaz. Bu yüzden susarsın. Ve sonra insanlar senin sessizliğini bile sorgular. “Neden bu kadar içine kapanıksın?”, “Bir şey mi oldu?” diye sorarlar ama cevabı duyacak cesaretleri yoktur. Sen de vazgeçersin, hem anlatmaktan hem anlaşılmaktan. Kendi içinde büyüttüğün acıya alışırsın, çünkü o bile insanlardan daha sadıktır sana.
Anne, sen hep korumak istedin beni, biliyorum. Ama hayat öyle bir şey ki, bazen en çok güvendiğin yerden kırıyor insanı. Kalbimi kırdılar anne. Öyle bir kırdılar ki, sanki yeniden toparlanması mümkün değil gibi.
Ben herkese iyi niyetle yaklaştım. İnsanlara içimi açtım, güven duydum. Ama bilmedim, o açık kapıdan girip içimi dağıtacaklarını. Sanki değer verdiğim her şey, onların elinde bir oyuncağa dönüştü. Ve ben izlerken, sessizce paramparça oldum.
Anne, "Kalbini koru" derdin hep. Ama ben koruyamadım. Çünkü insan en çok, korumaya gerek görmediği yerden yara alıyor. En güvendiklerim, en sevdiğim insanlar, en derinden vuranlar oldu.
Kalbim yara bere içinde, sanki her an kanayacakmış gibi hissediyorum. İçimde bir boşluk var, karanlık ve derin. Geceleri uyku tutmuyor, gözlerimi kapattığımda yalnızca geçmişin gölgeleriyle karşılaşıyorum. O anılar, sanki birer diken gibi batıyor ruhuma, her birinde biraz daha kan kaybediyorum.
Günler geçiyor, ama yaralarım iyileşmiyor. Her sabah, yeni bir umutla uyanıyorum, belki bu gün biraz daha az acır diye. Ama nafile... Her şey aynı, değişmeyen bir kasvet hakim ruhuma. Sevgiyle dolu olan kalbim şimdi boş ve ağır.
Sessizlik, en yakın dostum oldu. Kelimeler yetmiyor hislerimi anlatmaya. Belki de anlatmamak en iyisi. Sessizlikte, gözyaşlarının hışırtısında buluyorum huzuru. Duygularımın yoğunluğu altında eziliyorum, nefes almak bile zor geliyor bazen.
Herkes beni alkışlıyor. Başardın diyorlar, hayalini gerçekleştirdin. Ama kimse gözlerimin arkasındaki yorgunluğu görmüyor. Kazandım, evet… ama neyi kaybettiğimi kimse sormuyor. Her şeyin en iyisine sahip oldum, ama hiçbir şeyin içinde ben kalmadım. Geceleri yalnız uyuyorum, sabahları yalnız uyanıyorum. Etrafımda onlarca insan var ama bir kişi bile “Gerçekten iyi misin?” demiyor. Çünkü herkes sadece sonuçla ilgileniyor, yolun nasıl kanattığını kimse merak etmiyor. Oysa ben bu noktaya gelene kadar kaç parçaya bölündüm, kaç kez vazgeçtim, kaç gece ağladım bilmiyorlar. Başarının bir bedeli varmış, ben o bedeli sessizce ödedim. Kendimi yavaş yavaş yok ederek… Sevdiklerimden uzaklaştım, hayallerim bile yabancılaştı bana. Şimdi kazandım, evet. Ama aynaya her baktığımda bir yabancıyla göz göze geliyorum. Kazanmanın bu kadar yalnız hissettireceğini bilseydim… belki hiç başlamazdım bu yola.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!