Zor oldu, ama bugün kendime itiraf ettim: Artık senden vazgeçiyorum. Kalbimde ne varsa, hepsini toparlayıp arkama bırakıyorum. Çünkü ne kadar sevdiysem, o kadar tükendim. Ne kadar beklediysem, o kadar kaybettim.
Seni sevmek, bir savaşı tek başına vermek gibiydi. Ama anladım ki, bu savaşı kazanmak mümkün değil. Ne sözlerim sana ulaşıyor, ne de hislerim seni sarıyor. Ben bu kadar çabalarken, sen hep sessizdin. Ve o sessizlik beni en çok yaralayan şey oldu.
Vazgeçmek kolay değil. Bir insan yüreğindeki hayalleri gömmeyi kolay kolay başaramaz. Ama ben seni severken, en çok kendimden vazgeçtim. Ve artık buna bir son vermek istiyorum. Seni düşünerek geçen her an, beni biraz daha eksiltti. Şimdi eksik kalmaya razıyım, yeter ki bu acı bitsin.
Bir zamanlar adını her nefesimde fısıldardım. Her sabah senin hayalinle başlar, geceleri yokluğuna sarılırdım. Ama şimdi, artık seni özlemiyorum. Kalbim aynı yerinde duruyor belki, ama içinde sen yoksun.
Seni özlemek, en büyük alışkanlığımdı. Her hatıran bir yara gibi içimde dolaşırdı. Ama zaman geçtikçe anladım: Özlemek sadece kendimi yitirmekti. Ve şimdi, seni düşünmeden de yaşayabildiğimi görüyorum.
Artık seni özlemiyorum, çünkü seni özlerken kendime haksızlık ettiğimi fark ettim. Sen benim için yokluğunun ne anlama geldiğini bile bilmeden yaşarken, ben her an seni taşımaktan yorulmuştum. Özlemekle geçen her gün, benim için kayıptı.
Ben sevmek istemiyorum. Kalbimin tekrar kırılma ihtimalini göze alamam. Sevmek güzeldir derler, ama aynı zamanda ne kadar yorucu, ne kadar acı verici olabileceğini kimse anlatmaz. O yüzden, artık kalbimi korumak istiyorum. Kendi duvarlarımın arkasında huzur bulmayı, kimseye boyun eğmeden güçlü kalmayı tercih ediyorum.
Sevmek istemiyorum, çünkü her sevgiyle birlikte gelen o beklentiler, o yıpratıcı hayal kırıklıkları... İnsan ne kadar severse, o kadar inciniyor sanki. Kendimi yine birinin ellerine teslim etmekten korkuyorum. Yine aynı döngünün içinde kaybolmak istemiyorum.
Belki de artık sadece kendimi sevmeliyim. Başkalarının sevgisinde aradığım huzuru, kendimde bulmalıyım. Çünkü sevmek istememek, aslında yorulmuş bir kalbin kendini koruma çabasıdır. Ve bu kez, o kalbi hak ettiği gibi koruyacağım.
Artık yoruldum… Güçlü görünmekten, her şey yolundaymış gibi davranmaktan, içimde kopan fırtınaları kimse fark etmesin diye susmaktan. Herkese iyi gelmeye çalışırken kendime kötü geldim. Kimseye yük olmamak için sustum, ama kendi yükümde ezildim.
Yoruldum… Anlatmaktan değil, anlatınca bile anlaşılmamaktan. Hep “geçer” diyenlerden, ama geçmeyen hislerden. İnsan bazen ağlamak istemiyor sadece… Anlaşılmak istiyor. Bir “buradayım” desin biri yeter… Ama herkes kendi telaşında, kimse kimsenin sessizliğini duymuyor artık.
Ama olsun… Yorulmak pes etmek değildir. Sadece bazen durup derin bir nefes almak gerekir. Ve hatırlamak: Bu yorgunluk geçer, çünkü içimde hâlâ bir parça umut var.
Gözlerindeki o yorgunluğu görüyorum. Bu öyle bir gecelik uykusuzluğun değil, yıllardır kendini en sona bırakmanın tortusu. Herkese "tamam" derken kendine kaç kez "hayır" dediğinin, başkalarının yükünü sırtlanırken kendi omuzlarının nasıl çöktüğünün izi bu. İhmal etmek, sadece kendine bakmamak değil; kendi sesini duymamak için dünyanın gürültüsüne sığınmaktır. Sen, kendi hayatının içinde bir misafir gibi eğreti duruyorsun artık.
Bakışlarında, bir başkası üzülmesin diye yutkunduğun o sert düğümler var. Kendini iyileştirmeyi bir bencillik sandın, oysa insanın önce kendi bahçesi çiçek açmalı ki başkasına bir dal uzatabilsin. Sen kendi toprağını kuruttun. Şimdi o yorgun gözlerle dünyaya bakarken aslında şunu söylüyorsun: "Beni kim kurtaracak?" Cevabı biliyorsun ama yüzleşmek ağır geliyor. Seni, yine o en çok ihmal ettiğin kişi, yani kendin ayağa kaldıracak.
Eskiden gözlerimin içi gülerdi,
Şimdi aynalara baktığımda yabancı bir yüz görüyorum.
Sen gittikten sonra ben de gittim aslında,
Ama nereye gittiğimi hâlâ bilmiyorum.
Göz altlarımda uykusuz gecelerin izi,
Dudaklarımda söyleyemediğim kelimeler var.
Bazen birinin hayatında olursun ama gerçekten orada değilsindir. Adın geçer, yüzün tanıdıktır belki ama hislerin yok sayılır, sözlerin duyulmaz. İşte ben de öyle kaldım birilerinin dünyasında… Vardım ama yoktum. Gülümsediğimde “iyi” sandılar, sustuğumda “boş ver” dediler. Oysa içimden geçen onca şeyi bir kez olsun sorsalar, belki anlatacak gücüm olurdu. Ama zamanla insan, yok sayıldığı yerde sessizce silinmeyi öğreniyor. En kötüsü de, seni unutmalarına bile gerek kalmıyor… Çünkü hiç gerçekten hatırlamıyorlardı.
Seviyorsun, anlatıyorsun, hissediyorsun… ama karşındaki aynı gözle bakmıyorsa, bu sevgi giderek bir yük oluyor omuzlarında. Sen her adımda onunla bir gelecek kurarken, o hâlâ geçmişin izlerini sayıyorsa, bir yerden sonra yalnız seviyorsun. İşte en çok da bu yorar insanı: aynı şeyi hissetmeyen birine, aynı derinlikle bağlanmak. Senin için anlamlı olan her şey onun için sıradan kalınca, kalbinle verdiğin savaşın ne değeri kalır ki? Zorla tutamazsın, sevgi dilenemez, hissedilmeyen bir bağda direnmek sadece seni yıpratır. Ve bir noktada vazgeçmeyi öğrenirsin… Sevmekten değil, yalnız kalmaktan değil; karşılıksız çabalamaktan vazgeçersin. Çünkü bir kalpte yerin yoksa, orada kalmaya çalışmak sadece seni yok eder.
Dün bizle yürürken bugün kaçarsın,
Kendi gölgene de çalım atarsın.
Makamı bulunca nifak saçarsın,
Koltuk bir sallansın, az bekle hele!
Dostu post eyledin, düşmanı yâr da,
Küçükken anlamıyorsun... Bir adamın neden hep sessiz olduğunu, neden sevdiğini söylemediğini, neden hiçbir şey olmamış gibi yaşayıp gittiğini. Babam hep sustu. Ne zaman gözlerine baksam, orada kelimelerden daha fazla şey vardı. Ama hiçbirini duyamadım. Belki o da kendi babasından böyle öğrendi, sevgisini içine gömmeyi, sarılmadan sevmeyi, ağlamadan üzülmeyi... Ve şimdi yıllar geçti, fark ettim ki ben de onun gibi oldum. İçime atıyorum, susuyorum, kimseye yük olmak istemiyorum. Çünkü öğrendim; bazı acılar anlatınca değil, içine gömdükçe büyüyor. Babamla konuşamadığım her şey boğazımda düğüm, çocuk halim hâlâ onun “gurur duyuyorum” deyişini bekliyor. Ama o hiç demedi. Ve ben hâlâ, bir gün belki duyarım diye içimden tekrar ediyorum. En çok da sarılmak istiyorum ona. Ama yaş aldıkça anlıyorsun; bazı sevgiler kelimesiz yaşanıyor, bazı insanlar sevmeyi bildiği halde göstermeyi bilmiyor. Ve işte bu yüzden, ben artık en derin yaraları konuşarak değil, susarak taşıyorum. Çünkü babam gibi susmayı öğrendim. Ama içimde, çocukluğumdan kalma bir ses hâlâ bağırıyor: “Keşke bir kez olsun bana ‘Seninle gurur duyuyorum’ deseydin baba…”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!