İzniğin Gölgesi, saçlarına değmişti,
Köprüden geçerken gözlerin gülmüştü.
Eskişehir’in sokakları hâlâ taşır izimizi,
Bir çay bahçesinde kalan kahkahamızı.
Eskişehir’in sokakları hâlâ taşır izimizi,
Bir çay bahçesinde kalan kahkahamızı.
Oğlumu aldın…
Hileyle, şarapla, tuzakla aldın.
Ama unuttuğun bir şey var Kiros:
Ben sadece bir ana değilim,
Ben bozkırın kendisiyim.
Ay, gümüş bir hançer gibi saplandı gecenin böğrüne
Karanlık sızıyor binaların çatlaklarından, her yere.
Göğsümde vuran o vahşi gül, kendi dikeninde intihar ediyor
Vakit daralıyor sevgilim, şehir bizi yavaşça çiğniyor.
Seni sevmek; bir uçurumu öpmek gibi, nefes nefese!
Gölgenin ardında yankı var, fırtına bedenimde
Küçük korkular mezarlığımda uyanıyor yine
Geceyle yarışta, kırılmış cam sesleri
Aklımda köhne duvarlar, zincirler ve elleri
Kırmızı duman doluyor ciğerlere, yangın içimde susmuyor
Ey hezeyân rüzgârıyla savrulan söz çarşısının sefîl nâzırı,
Sanırsın kendini gök kubbenin sadâ-yı şehvârı.
Ne bilirsin kelâmın cevherini, mânânın derin deryâsını,
Senin elinde kabuk var, incinin yok aslâ aslı.
Hâr içinde biten bir gonca güldür,
Cihânı inleten dertli bülbüldür.
Gönül ki hem ateştir hem de küldür,
Yâr elinden içilen mey harâm mıdır?
Bekâ mülküne giden yol tamâm mıdır?
Zaman bir değirmen, ömrü öğütür,
Kimi hayal kurar, kimi uyutur.
Gönül bir ummandır, sırlar büyütür,
Katrede deryayı bulabilen hu,
Toprakta cevheri görebilen hu.
(Huuu Allah)
Kelimeler komutanım
Bazı anlamlara gelmiyor
Dilimde sıraya diziliyorlar
Kalbime girmeye cesaret edemiyorlar
Bir cümlenin ucunda asılı kalıyorum
Yüzün:
Bir odanın ortasında yönünü yitirmiş
o çıplak, o ilk bıçak.
Eşyalar sarsılıyor;
sende duruyor dünyanın bütün dikişleri.
Seni sevmek;
Durduğumuz yer biraz uçurum,
biraz akşamüstü,
biraz hiçlik.
Cebimde kırık saatlerin gürültüsü,
yürüyorum,
durmadan yürüyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!