Güneş paslı bir dişli gibi dönüyor çatıda,
Bu sabahı ben kurmadım, saatler yalan.
Yeraltından geçen trenler damarımda titriyor,
Yüzümde başkasından ödünç alınmış bir duman.
Kimse kimsenin gözüne bakmıyor, yasak sanki,
Gönül dükkânında satılmaz metâ,
Ârifin sırrına erişmez hatâ.
Eğriyle doğruyu koymuş bir pota,
Kör olan aynaya fâl verir mi hiç?
Özü eğri olan yol verir mi hiç?
I saw the gold upon the waves tonight,
A silver moon, a soft and lonely light.
I didn’t know that I was lost at sea,
Until your eyes began to follow me.
Güneş batarken bu ıssız koyda,
Kuzeyin solgun alnında uyanıyor altıgen mermer,
Sıfırın altındaki o mutlak, o saydam sessizlikte.
Burada ne kanın sıcaklığı var, ne tutkulu nefesler,
Sadece kristaller büyüyor, o pürüzsüz genişlikte.
Mıknatıs fırtınaları yeşile boyarken kutup göklerini,
You trace circles on your coffee cup,
I pretend I don’t see your hands shake.
Every time our fingers almost touch,
I lose the words I meant to say.
My nervous hands keep reaching for you,
Bir yabancı kapıda belirdi
Elinde beyaz bir gül vardı
Sonsuzluğa davet getti
Yüzünde belirsiz bir gülümseme
Bir yabancı , elinde bir gülle
Saat beşi çeyrek geçe gri paltolu adamlar geçiyor.
Hayatı kahve kaşıklarıyla ölçüyoruz bu caddede.
Herkes birbirine değiyor
ama kimse kimseyi görmüyor.
Gökyüzü, ameliyat masasında baygın bir hasta gibi,
betonun soğuğu kemiklerime işliyor.
Gönül hırkasını giydim, yola düştüm bu gece,
Mekân dediğin bir perde, yırtıp geçtim bu gece.
Toprak ağır bir uykuydu, uyandım ki can mülkü,
Aşkı Burak eyledim de göğe uçtum bu gece.
Ne doğu kaldı ne batı, ne önümde bir eşik,
Son düzlükte dağlar
boylu boyunca sıralanmış
Tepelerde bedeviler
Oklar ... bakışlar....
Ürkek adımlarla ilerliyoruz
Taş ve kum birbirine karışmış
Gözlerinde ayışığı duruyor
Kalbim, gözlerinde atıyor
Şairler yalancıdır sevgilim
Sözlerim nefesimi yakıyor
Unutma ki şair sözü yalandır




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!