Taş duvarda uyuya kalmış sarmaşıklar,
O sarı panjurlar kapalı kaç kıştır?
Bahçede kırık bir sandalye, yüzü denize dönük,
Beklediği biri var, ya da bir gemi, batmıştır.
Rüzgâr giriyor anahtar deliğinden içeri,
Tozlu masada, okunmamış bir gazete haberi.
Ayaz gecelerde
Düşünce aklıma
Belki ısıtırsın diye
Sana sarılıyorum
Kurak çöllerde
Hayat dedikleri bu soluk yolda
Bir adın kalmış, bir de gülüşün hatrımda
Savrulmuş hikayeler evin her yanına
Sesin odamda, nefesin balkonda bakışın aklımda
Geride hiç bir şey kalmamış
Bir ömrün kalmış, bir ömrüm kalmış
Sevmek, yaşamı paylaşmaktır
İki kişiyle bir gelecek planlamak
Yanyana çalışmak
Ve gururla gülümsemek
Gerçekleşen tüm hayallere
Siber İstanbul
Karaköy rıhtımında paslı gemiler uçuyor.
Galata Kulesi artık dev bir hologram, reklam kusuyor.
Cebimde son bir jeton, damarımda sentetik keder.
Bu şehir artık ne senin, ne benim, ne de bizden.
Betonun soğuğunda bir pervane,
ışığa değil karanlığa meyyal.
Cebimde kırık aynalar,
her parçada binlerce hayal.
Sinyal kesik, frekans bozuk,
dünya dar bir dehliz.
Simsiyahtı, alevler arasında
Dört nala koşması, elmastan yelesi
Arkasından çıkan toz bulutu
Ve memedimin sızlayan şarkısı
Ağaçlar, kömür olmuş
Teller de dikenler; Dikenler de cesetler
Işıklar söndü bak salon bomboş kaldı
Zamanın elleri bizi bizden çaldı
Dışarda fırtına dünyayı yutarken
Gözlerin son defa ruhuma batarken
Korkmuyorum Ali karanlık gelse de
Bu havada gidilmez
Başlar öne eğilmez
Minik eller ısınmaz
Göz yaşları kurumaz
Bu havada gidilmez
Bir rüzgâr eser, sesin kalır bende
Zamanın durduğu o ince çizgide.
Bakışın bir dua gibi iner içime,
Sessizce… en derine.
Kelimeler yetmez kalbin atışına,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!