Seni sevmesem, sevmek nedir bilmezdim
Gözlerine bakmasaydım
Ağlamasaydın karşımda,
İç çekmeden
Masumluğu bilmezdim.
Beklemeyi bilmezdim, bekletmeseydin
Baktım sessiz geceye
Yıldızlar bile kaybolmuş
Ağladım yalnız gölgeme
Hasretin içimde kor olmuş
Eğer konuşmak mantık ise,
Gözlerime bakma, gerek yok
Eğer tüm hikayemiz bitmişse,
Konuşma sus artık, gerek yok
Ruhun, gözündeki ışıltıdan uzak
Bir umutla çıktım yola umutlarım yolda kaldı
Gözlerime yerleşen sevda aşkınla darda kaldı
Geri dönmem dedim dilimde yemin
Allah şahidim bir daha da dönmedim
Gecen gündüz olmasın huzur seni bulmasın
Senin sesinde Firdevsî'nin o hüzünlü, kadim bahçeleri,
Benim boğazımda İstanbul'un paslı, yorgun vapurları.
İki ayrı alfabeyle susuyoruz bu sağır edici karanlığa;
Sen sağdan sola doğru kanıyorsun, ben soldan sağa.
Aramızda dağlar değil; soğuk mühürler, ret yemiş evraklar,
Ve tenimizi jilet gibi kesen o gri, o ruhsuz politikalar.
Bir ayna buldum, yüzü toprağa dönük.
Işığı sönmüş, her yanımı saran o büyük bölük.
Eşyanın kalbi atıyor avcumda sessizce,
Varlık bir bilmece, çözülür her gece.
Gölgenin peşinde koşan yorgun adımlar,
Duvarda asılı kaldı o eski salkımlar.
Kadim taşların kapattığı bir sokak
Ürkek gözleri perdenin arkasında
Etekleri siyah, gömleği beyaz
Belinde mavi bir eşarp
Kulaklarına kırmızı bir çiçek sıkıştırmış
Rüzgar Yok, dans ediyor, saçları savruluyor
İstanbul şiirleri gözlerin
Yazılmadan da okunur mavisi
Ve yürekten duyulur martıların sesi
Bırak kalemi , istanbul şiirleri yazma
Gözlerinden okuyayım Üsküdar'ı
Ve nefesinde duyayım Emirgan'ı
İzniğin Gölgesi, saçlarına değmişti,
Köprüden geçerken gözlerin gülmüştü.
Eskişehir’in sokakları hâlâ taşır izimizi,
Bir çay bahçesinde kalan kahkahamızı.
Nûr-u Âzam: Kâinatın Tılsımlı Anahtarı
Karanlıktı âlem, bir matemhâne-i umumiydi dünya,
Varlık manasız bir karmaşa, insanlar sahipsiz birer yetim.
Ne zaman ki Sen doğdun, ey Sevgili, ey Habîb-i Kibriyâ!
Zamanın çarkı durdu, kâinat nefesini tuttu hürmetle.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!