Zümrüt bir uyanış bu, sırma saçlı sabahın avuçlarında,
Kâinatın kalbi bugün gümüş bir çıngırak gibi şen,
Güneş, altın iğnesiyle dikiyor yırtılan karanlığı,
Her zerrede bin bir renk, her nefeste taze bir gülşen.
Lâl rengi bir şevk aktı damarlarına sessizliğin,
Esaretin zinciri boynumuzu sıkarken,
Ötüken’in rüzgârı küllerimden üflerken.
Saraylar sizin olsun, bozkır bizimdir,
Bu gece Çin mülküne ecel hâkimdir.
Kırk nefes, tek bir yürek, ant içtik Gök’e,
Yalandı tüm yazdıklarım,
Seni sevdiğim yalandı,
Tüm, şiirler,
O güzel hikayeler,
dökülen kafiyeler,
Birer, birer...
Her yeni gün yeni bir şiir,
Her yeni gün yeni başlangıç,
Ruhumu kanatan her şehir,
Şu canımı alan bir yargıç,
Günahım sevmekse, borcum yok
Sen saçlarını savurursun rüzgarda
Ben rüzgara karşı koşarım çılgınca
Sen melankolik kelebek
Ben büyümemiş bir bebek
Senin için titrer ormanın nefesinden
Utanmaz umutlar kirletmiş geleceğimi
Utanmaz eller bulaşmış ellerime
Utanmaz gözler daldırmış hülyalara
Utanmaz diller kırmış sevdalarımı
Kurşunlar kalmamış umuda sıkılacak
Saat beşi çeyrek geçe gri paltolu adamlar geçiyor.
Hayatı kahve kaşıklarıyla ölçüyoruz bu caddede.
Herkes birbirine değiyor
ama kimse kimseyi görmüyor.
Gökyüzü, ameliyat masasında baygın bir hasta gibi,
betonun soğuğu kemiklerime işliyor.
Gönül hırkasını giydim, yola düştüm bu gece,
Mekân dediğin bir perde, yırtıp geçtim bu gece.
Toprak ağır bir uykuydu, uyandım ki can mülkü,
Aşkı Burak eyledim de göğe uçtum bu gece.
Ne doğu kaldı ne batı, ne önümde bir eşik,
Pencereden bakıyordu
Saçlarında bir papatya
Eğildi çiçeklerin üzerinden
Gözlerinden yıldızlar akıyordu
Gözleri, gözlerimde derinleşti
Gözlerinde 9 ışık
Işıklar söndü bak salon bomboş kaldı
Zamanın elleri bizi bizden çaldı
Dışarda fırtına dünyayı yutarken
Gözlerin son defa ruhuma batarken
Korkmuyorum Ali karanlık gelse de




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!