Saat beşi çeyrek geçe gri paltolu adamlar geçiyor.
Hayatı kahve kaşıklarıyla ölçüyoruz bu caddede.
Herkes birbirine değiyor
ama kimse kimseyi görmüyor.
Gökyüzü, ameliyat masasında baygın bir hasta gibi,
betonun soğuğu kemiklerime işliyor.
Gönül hırkasını giydim, yola düştüm bu gece,
Mekân dediğin bir perde, yırtıp geçtim bu gece.
Toprak ağır bir uykuydu, uyandım ki can mülkü,
Aşkı Burak eyledim de göğe uçtum bu gece.
Ne doğu kaldı ne batı, ne önümde bir eşik,
Ayyaş düşüncelerin arasında,
Parlayan bir yıldızın ışığısın,
Sönmüş kalplerin, koyu karasında,
Kanayan bir hilalin aşığısın
Sana zor gelir bu deveyi gütmek,
Belki de,
Sadece
Kahrolmuştur
Yorulmuştur
İnsan olmaktan,
Hayvanlar arasında
ıssız bir bir gecede yapayalnız dolaşıyorum.
dünya avuçlarımın arasında
geride kocaman bir Evren bırakmışım
Yalnızlığım uzaya sığmıyor
galaksiler arasında bir yolcuyum
aklım uzak sevdalara takılmış
Deniz küsmüş bugün rengine,
Mavi değil, griye çalıyor.
Martılar terk etmiş iskeleyi,
Bir ben kalmışım,
Bir de senden kalan gölge.
Küçük meleğim,
Elbette saçlarınız lepiska
Ve prensesim minik elleriniz
Yumuşacıktır
Biliyorum
Çünkü ilk ben tuttum
Köklerin karanlık sofrasında bölüşülen ekmek,
Sessizliktir burada en gürültülü gerçek.
Taşın kalbinde uyuyan o ilk hece uyanıyor,
Toprak, zamanın yorulmuş dizlerini ovuyor.
Gökyüzü yukarıda bir unutuş provası,
Tut ki kardeşim
Karanlığa gömülmüş İnsanoğlu
Tut ki sevişmek ayıp sayılmış
Ve solmuş çocukların gülen yüzleri
Tut ki aşk erdemden uzak
Ve Şems Maşuk değil sapık olmuş
Tuzun Hafızası
Buharlaşma tamamlandı.
Sıvı terk etti teni,
Isı, her şeyi uçucu kıldı.
Geriye kalan;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!