Ne gülüyorsun, ne ağlıyorsun
Acıyı bile kahkahayla yaşıyorsun
Ne seviyorsun, ne sayıyorsun
Kuzum sen aşkı ne sanıyorsun
Kuyruğunu ısıran yılan gibisin
Buz gibi duygularım
Yakıyor bedenimi
Düşüncelerim gerdanında eriyor
Soluk soluğa tatmin oluşum
Soluk soluğa bir koşu gibi
Sonsuz tatminsizliğimin
Makamın başına mağrur oturur
Aslını sorsan da tek harf bilemez
Cahillik zehrini dile doldurur
İrfan meclisine yolu düşemez
Eşeğe sırmadan çul vursan eğer
Bir rüzgar çıkar
Eser gürler
Hikaye bu ya
Herşeyi kendinden beller
iki kere iki
dört eder
Avucumda bir denizaltı taşıyorum,
Gökyüzüne değil, içime batıyor.
Sen, çamurdan bir kuşluk vakti gibi,
Sularımı çekip giderken,
Gölgem kurumuş bir nehir.
Bir damla düşer usulca,
Dağılır,yayılır...
Çarpa çarpa, vura vura...
Dalgalar ölüm kusar....
İnsan bataklığının,
En sığ yerinde...
Ayakkabımın burnunda bir delik,
dünyaya bakıyor.
Zaman denilen o huysuz at
arkamdan nallarını çakıyor.
Ceketimin astarında
unutulmuş bir sonbahar,
Çırılçıplak şiirler yazmak istiyorum
Krala çıplak diyemediğim geceler
Alevin gölgesinde dans eden kelimeler
Çıplaklık aşk değil, utanç bu gece
Şiire dökülmüş birkaç hece
Bir garip ölüyor sessizce
Dışarıda yağmur var
İçimde bir bahar
Sensizliğe kapadım gözlerimi
Sesini duyuncaya kadar
Israrcı sevgilinin dudakları
Bedenimi ıslatırken
Eski bir duvarın çatlağındayım,
ne tam içerdeyim
ne dışardayım.
Rüzgâr saçlarımı kökünden iter,
ben bu masalın neresindeyim?
Eşyanın kalbine dokundum gece,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!