Büyümek; iç içe geçen kusursuz çemberler çizmektir,
Toprağın o sessiz sabrını karanlık bir gövdede eğirerek.
Zamanı kendi üstüne, ağır ve katı bir zırh gibi giyinmektir,
Geleceğe doğru değil, daima dışarıya doğru genişleyerek.
Daralan her halka, bulutların esirgediği sağır bir kuraklık,
AH SÜMEYYE
Atlas’ın ardında açılan bir kapıydı yüzün,
Herkes rüzgâr sandı, ben kader dedim.
Kızıl çöl dokundu teninin suskunluğuna,
Sıcağı oradan aldık, gölgesi benden.
Aklıma düştün,
Ve öptüm zülfünden
Zifiri karanlığın en karası
Ortasında bir güneş
Ve hilalin aydınlığı
Dudaklarıma yerleşti
Toprak uyandı bak, kökler sarıldı,
Karanlık geceye ateş yakıldı.
Demiri dövdük biz örsün üstünde,
Korkuyu bıraktık dünün içinde.
Duyuyor musun dağların sesini,
Hissediyor musun kurdun nefesini?
ATEŞİN ÇOCUKLARI
Toprak uyandı.
Kökler damarlarıma dolandı.
Demir dövüldü örste,
kıvılcım geceyi yırttı.
Kırk derece, ateşler içinde
İnlerken koltuğumda...
Tek şey istiyorum
Şiir yazmak ve seninle sevişmek
Eğer ulaşabilirsem
Bilgisayarıma sürünerek
Ayaklarımda unutulmuş bir çölün tozu,
Aynalara bakmam artık, yüzüm bende değil.
Bir gölge büyütüyorum suyun içinde,
Dokunsam dağılan, sussam derinleşen.
Adını hangi harfe yaslasam, o harf kanar,
Bahar gelir, yeşil giyer dağları,
Çiçek açar şu gönlümün bağları.
Geçip gitse gençlik, ömür çağları,
Yine de vazgeçmem al gözlerinden,
Bülbül ayrı düşmez gül izlerinden.
Son bulut yağmur oldu gönlüme
Son damla yüreğimi yakıp geçti
Son baharın , son çiçeğiydin
Şarjördeki son mermi
Şiirin son dizesi
Baharın son gülü
Biz yerdeki külleriz sadece,
Ateşin geride bıraktığı bir avuç kül
Ama her külü bir yağmur temizler,
Her ateşi bir suyun söndürdüğü gibi,
Her ateşin bir suyu olduğu gibi
Ateşe su gerekse de,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!