Ayakkabımın burnunda bir delik,
dünyaya bakıyor.
Zaman denilen o huysuz at
arkamdan nallarını çakıyor.
Ceketimin astarında
unutulmuş bir sonbahar,
Çırılçıplak şiirler yazmak istiyorum
Krala çıplak diyemediğim geceler
Alevin gölgesinde dans eden kelimeler
Çıplaklık aşk değil, utanç bu gece
Şiire dökülmüş birkaç hece
Bir garip ölüyor sessizce
Gökyüzü gümüşten bir örs, dövüyor karanlığı sessizce,
Zeytin ağaçlarının kanında yürüyen o yeşil rüzgâr.
Toprak, çatlamış dudaklarıyla içiyor geceyi gizlice,
Burada ne bir saat işler, ne telaşlı bir takvim var.
Dışarıda yağmur var
İçimde bir bahar
Sensizliğe kapadım gözlerimi
Sesini duyuncaya kadar
Israrcı sevgilinin dudakları
Bedenimi ıslatırken
Kimlik sorma bana,
Adım gecede yazılı.
Nüfus kâğıdım neon ışıklar,
İmzam sazın telinde saklı.
Bir kapı çaldım, yüzüme duvar,
Kimlik sorma bana memur bey,
Benim nüfusum geceye kayıtlı.
Haritada yer arama boşuna,
Bizim hududumuz
Tellerin titrediği yerdir.
Bahar geldi, yolculuk vakti
Dünyadan cennete, uçma günü
Kim bilirdi ki, Ey gök Kubbe
Uçmak için, inmek gerekirmiş madene
Temizlenmek için kirlenmek,
Gülmeyi unutsak da,
9 8 'lik
İçimde bir fırtına kopar, güneş kara, deniz boğuk
Aklıma bir pırıltı konar, Kardeş yaban, acı bolluk
Kimler geldi geçti bilinmez, yol bozuk, yolcu yalınız
Sen ki Celil,
Hegel’den bir kıvılcım, Marx’tan bir çelik aldın;
Ege’den süzülüp geldin,
adaleti bir hırka gibi sırtına taktın.
Whitman gibi “kendimi kutluyorum” dedin belki,
ama bildin:
Akan sular karardı
Karlar yağmıyor dağlarına
Yaprakların da sarardı
Böcekler suskun
Güneş dumanların ardında
Sevinç mahallade bir teyze




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!