Gece
Kaf dağına çıkıp oturdum
Sessizlik orucunda
Elimde çocukluktan kalan siyah bilyelerim
Kahve bir çift göz üzerimde
Kahve cam misket gözler
Adını ölüm koysam
Kapatsam dünyaya ruhumun bütün sırlarını
Vazgeçsem uğraşmaktan sonsuz değişkenleriyle
Başı belli sonlu hayatımın
Ve yüzleşsem gerçek yüzüyle
Hiç uyumamacasına uyanık kalsam
Affedilmezmiş
Yıkık bir viranenin ortasında
Ellerini dizlerine kavuşturmuş, oturmakta sessiz adam
Çamurlu yüzünde tertemiz gözyaşları var topraktan
Yankılanıyor sabah seherinin niyazları
Ah nedir zaman?
Yıllar, mevsimler, aylar ve günler
Saniyeler, dakikalar ve saatler
Ah nedir zaman?
Dilimlere parçalanmış mekânlarda yağmalanmış
Ah yıllar
Ak saçlarım tel tel gözlerimi süpürmekte kimisi yaşıma karalar sürmekte
Alnıma buruşuk zamanlardan anılar dizilmiş dalga dalga yürümekte
Bir tutam kaşım ve gömülmüş çukur gözlerime yarı ölü bakışım
Tıknaz burnumda bin bir geceden kalma bin bir koku ve yarım hüzün yoldaşım
Araf ve sessizlik
Göremediğim gözlerimin buğulu dünyası
Çatlamış toprağa dönmüş bedenim
Ellerim
Yüzüme doladığım, gözlerimi saramadığım
Geceden kalan
Asmalı bir günün esrarengiz temsilcisi
Pazarlama, ilkeler, hukuk muhasebe falan
Hiç bir şeyden anlamadığı ne kadarda belli
Aynı düşünceler uçuşuyor, boyutlar farklı
Derdi, böyle misyonlardan çok uzak gerçekler ve somut şeyler
Ben Ayasofya
Justinyen’ in göz bebeğiydim, dilimde Bizans ezgileri vardı bir zamanlar
Bilgelikle doğmuştum ve adımı tanrıların niteliklerinden koymuştular
Kadim taşlar ve sütunlar ve kapılar vardı mahremimde
Vücudumda dolaştı binlerce eller, ustaların gözlerinde yoğruldum
Ben kısa anların aşığı
Ucuz manzaraların
Kısa çizgileriyle ressam
Basit kelimelerle
Şair
Kokuşmuş cümleler
Bugün fahri ağabey öldü
Elinde son karesi
Sessiz deklanşörün cilvesi
Nerde o küfürler o sözler
Yeni bir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!