Velisi Bulunduğu Yetim İle Evlenmek!
Kuran her döneme, her asra bakar! Doğru yorumlanırsa her derde deva! Yanlış yorumlanır ve zaman, mekan ve insanlığın gelişim seyrine dikkat edilmeden, güncelleme yapmadan anlaşılmak istenirse de bazılarını komik duruma düşürür! Bu kuranın ne kadar kapsamlı bir kaynak olduğunu gösteriyor! Eski zamanda uygulananları günümüze aynen taşıyanların içine düştüğü çıkmaz da yine kuranın harikalığından. Münafıkları komik duruma düşürerek teşhir eden de kurandır! Allah’ım ne muhteşem bir kaynak vermişsin ki onunla bazıları arşa yükselirken bazıları da sefil oluyor!
İşaratül-İcaz | Münafıklar Bahsinden bir bölüm.
Vesile
İnsanı O’na yakınlaştıran her şey “Vesile” kapsamındadır!
Tüm evren ve algılanan her şey vesiledir!
Biz, birbirimize vesileyiz!
Vesileleri teperek yol alınmaz!
Toplumsal ve Bireysel Alan
Toplumsal alanın oluşması, bireysel alan temelinde oluyor. Bireylerin tercihleri, toplumsal frekansa yansıyor; bu oluşan alan, “Toplumsal Alan” olarak düşünülür!
Bireysel alanın oluşması da her bireyin “Ben” tercihleriyle oluyor! Özel bir alan olup toplumsal alanı oluşturacağı için mevcut toplumsal alanın yerleşik kabullerinin baskısı ile etkileşim halinde; bu etkileşim çok önemli! Mevcut kabuller üzerinden birey, tamamen baskılanır ise zaten birey bu alana katkıda bulunamaz ve o alanda var olması mümkün olmaz! Baskılanan birey için toplumsal bir alandan söz etmek de anlamsız olur!
Soru: “Toplumsal alan” olarak bilinen, tarif edilen ya da sınırlanan bir alan, bireysel alanı kapsayabilir mi, kapsaması gerekir mi; kapsaması için yapılan dayatmalar meşru sayılır mı?
Ümit
İnsanların ümidini kırmamak gerek, belki sadece o ümide yaslanmıştır! Ümit kırmamak adına çıplak gerçekleri de görmemezlik edemem! İnsanların "Orta Çağ" söylemleri ve öğretileri üzerinden boşu boşuna kavgasının anlamsızlığını anlatacağım!
Tercihlerimizle kendimizi, tavsiyelerimizle de dostlarımızı esarete sürüklemeyelim! İki kişi yeterlidir evrende bir fikrin yeşermesi için.
Üstün
İnsanlar arasında "Üstünlük", kişisel tercihe göreceli izafi olarak belirleniyor! Bu nedenle birey, kendince üstün olana dair ayrıcalık oluşturuyor! İnsanlar, "İnsan" olma noktasında, hak ve hukuk açısından birbirinden ayrıcalıklı olamaz! Burada gözlem şu; herkes kendi "Üstün" tercihine göreceli diğerini "Aşağı" tutuyor, görüyor, gösteriyor! Üstünlük iddiasında kendi belirlediğini, üste koyuyor! Böylece "Üstün" olarak belirlenenler haricindekilerin, hiç bir değeri ve önemi kalmıyor! Haklar, “Üstün” yargısına kurban edilebiliyor! İnsanın, “İnsan” olarak değeri bile kalmıyor! Ayrıntıları bilirsiniz!
Bu durumu kişi neden göremiyor, ya da görmek istemiyor? Cevap: Sorunun cevabı, "Belirleme" izafiyetinde saklı! Yani insanlar, "Üstün" olarak belirleme yapmaz, yapmak zorunda kalmaz ise ya da bu, insanlardan beklenmez ise durum değişik açıdan yansır! İnsanlık "Üstün olarak belirleme" hastalığını yendiğinde daha eşit, adil, huzurlu ve özgür olabilir! İnsan, “İnsan” olarak; “Evrensel, özgür eşit insan” olarak, kabul edilir ise zaten “Üstün” kavramı öze dair değil de insanların ürettiklerine dair olur! Üstünlük ayrıcalık olarak değil de yetenek veya verimlilik olarak yansır! “Ehil olma” konusu! Bu üretim ve verimlilik, ehil olma, her alanda ileri doğru bir hareket sağlar! Özünde herkes “Eşit” olduğunda, ürettikleri açısından bir “Üstünlük” arayışı ilerlemeyi de tetikleyecek! Sporda, teknolojide, sanatta, tıp alanında üstünlük arayışı, insanlığı geliştirecek! Sorun şu; bazıları, zaten baştan “Üstün” olarak kabul edilir ise bu yarışa girmesi gerekmediği için hem yarışın maksadı yerine gelmez hem de yarış ile gelen rekabetten doğan ilerleme olmaz! Dikkat ederseniz, “Üstünlük” iddiası, genelde ırksal alanda oluyor! Çünkü ırksal alanda, bir yeteneğin, başarının sergilenmesi gerekmiyor! Irksal alanda, mücadele ve savaş daha ön planda! “Seçilmiş ırk”, “Vaat edilmiş” ayrıcalıkları kullanır gibi düşünülür! “Seçilmiş” olmak, ilahi bir ayrıcalıkla taçlanmalıdır ki kabul görsün!
Sihir
Önemli bir makama getirilmek istenen kişiye yukardan torpil yapılması bazı durumlarda normal görülür. Şehit asker veya polis çocuklarının kontenjandan o okullara alınması gibi. Bu daha ileri safhalarda imtihandaki soruların şifresinin verilmesi şeklinde olabilir. Gizli göreve gönderilen bir ajanın da bir topluluğa gayri meşru yoldan sokulması gibi.
Peygamberler neden davalarını mucizelerle ya da olağanüstü şeylerle destekler. Davası hak ve doğruysa anlatsın işte ne demeye insanlara olağanüstü haller sergiler? Sebebi gayet basit şifreler onlara bir şekilde verilir ki halk içinde ayrıcalıklı konuma gelsin ve kendinden isteneni halkın içine yerleştirsin. Yani planı uygulayan tarafından desteklenir diyelim.
Sihir
Sihir, zihinlerde yerleşmiş olan öğretileri, korku ve beklentileri kullanarak hedeflenen bir amaca dair oluşturulan metot ve eylemler ile etki oluşturma sanatı!
Sihrin genel tanımındaki “Doğaüstü (bilinen fizik kurallarıyla açıklanamayan) , para normal (telepati-5 duyu harici iletişim, düşünce gücü, geleceği görme) , mistik (sezgi ve içe bakış) gibi yöntemlerle olayları, nesneleri ve insanları etkilemek ve bu amaç doğrultusunda oluşan kültür! ” araçlar, aslında çok önemli ipuçlarını akla veriyor!
Sınır Set Daire
Sümerce ve Akadca yazılmış bu tablet;
"SAG.BA
Büyü, Ant, aşılamayan Ant Dairesi,
Tanrıların aşılamayan Ant Dairesi,
Söz Hükmünü Yitirdiğinde
Hakikat, zaman ve mekan boyutunun işlemediği alanda saklıdır! Bu nedenle hakikati açığa çıkarmak için izafi olan gerçek kavramlar kullanılır! Bir şeyin yani hakikatin tanımlanmasında işe yarayan, karşıt olarak kullanılan her ne ise o, o şeyin gerçeğidir! Gerçek de yalan da birbirine göreceli. İkisi de hakikate dairdir! Gündüz, geceyle bilinir; gece de gündüz ile… O halde gece hükmünü sürdürdüğünde gündüz yalan, gündüz hüküm sürdürdüğünde gece yalan olur! Hakikatte ise ikisi de yoktur!
Herkesin gerçeği farklıdır! Bana bir “Gerçek” söyleyin herkes için aynı gerçeklikte olsun? Bu mümkün değil! Bir noktada izafiyet gösteren bir şey genel olarak geçerli sayılsa da “Gerçek” olmaz! Yani “Hep”, “Hiç” konusundaki gibi. “Hep” istenirse, “Bazı” geçerli olmaz!
Söz, hükmünü ne zaman yitirir?
Eğer sözün hükmü gerçekte hiç olmamışsa yitirilen de ortada yoktur! Yani insanlar zaten içi boş olan sözlerle bin yıllar yol almışsa “İçi boşaldı” söylemi, de manasızdır! Zaten boş idi, şimdi anlaşıldı işte…
Sonsuz Belirsiz Potansiyel Ve Belirli Algı
Sonsuz potansiyel, belirsizliği gerektiriyor! “Hiçlik” olarak düşünülen boyutsuz ve sınırsız potansiyel, ana kaynak! Belirli olan veya belirsizlikten çekilen, belirleyenin sınırına girmiş oluyor! Sonsuz ve sınırsız potansiyel, belirlendiğinde veya belirlenen kadar birinci boyuta çekiliyor!
Hiçlikte, sınırsız potansiyelde, boyutsuz olan her şeyin kaynağının “Boyutsuz” olduğu söylenebilir! “O”
Birinci boyutun, hiçlikten çekilen ve hiçliğe en geniş çekim haliyle eşit olması; özdeş olamayacağı düşünülebilir! “Ben”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!