Ahmet Bektaş Şiirleri - Şair Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş

Tüm Boyutlarda Aynı Anda Var Olmak

İnsanlar korku yüzünden ilimden kaçarlar. Bu neyin korkusudur bakın; insan bir şeyi anlayamamaktan korkar! Bu nedenle ilimden kaçar! Bazı popüler kabul görmüş kişilerin anladıklarıyla- anlattıklarıyla yetinir! Kolaycılık yapmak isterken kendini ezber kabule hapseder ve asıl "Cehennem" bunun sonucu olarak yaşanacak! “Yağmurdan kaçmak isterken doluya tutulmak” aslen ilimden kaçmaktır! Mecburen bazı şeyler öğrenilecek. Bırakın ilimden şeytan kaçsın! Yani insan ya öğrenecek ya da öğretilecek. “İlim kendin bilmek” ise kendi öğrenecek, kendi bilecek; kendini bilecek.

İnanç nedir?

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Utanmaz Adam

Avrupa’da gelişmiş bir ülkede çalıştıktan sonra emekli olup yurda dönmüş yaşlı bir adamla bu sabahki sohbetimden çıktı bu yazı. Amca, Avrupalıları uzun uzun övdü; çalışkanlıkları, sosyal hayattaki birbirine saygıları ve sağlam dürüst işleriyle onları övdü. Bu uzun övgülerin ardına şunu ekledi; “Her şeyleri harika ama utananı ayıplıyorlar! ” işte ben o yüzden bu yazıyı yazma gereği duydum.

İnsan niye utanır? Nelerden utanılır? Utanılacak hal, ayıplanmayı hak etmiyor mu? Utananı ayıplayanlar aslında haklı değil mi? Bu sorulara cevap arayacağım!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Titreşim

Kısaca titreşim, denge konumuna bağlı salınım.
Denge halinde titreşim olmaz, salınım halinde ise maddenin yapısına ve etki durumuna göre değişen bir frekans (Birim zamandaki salınım sayısı; periyot ise bu salınımların seri şekilde dönem tekrarlanmasına dair.) söz konusu!

Titreşim, 3. Boyut madde alanının algılanması veya işlemesini ifade eder! Bir şeyin titreşip madde alanında algılanır olması için hiçlikte potansiyel olarak bulunması gerekir! Ya da şöyle söylemeli; titreşen her şey, hiçlikten 1. Boyuta tercih olarak; 2. Boyuta tasarım olarak; 3. Boyuta madde olarak çekilir! Boyutlar konusunu önceki yazılarımda sık işledim çünkü tüm işleyişi boyutları anlayarak değerlendirmek daha kolay. Hiçliği, boyutsuz ve her şeyin ana kaynağı (Sınırsız potansiyel) olarak düşünelim. 1. Boyut, ana kaynaktan çekilen tercih alanını ifade eder; “Ben” boyutu; tercih olmadan çekim olmaz, tercih ise tercih eden “Ben” ile olur! 2. Boyutu, yazılım olarak düşünelim. Tercih ile çekilen datanın projelendirilmesi! Ruh boyutu! Ruhsal bir yapı tasarımı işaret ediyor! Bu tasarım sadece canlılarla sınırlı değil, teknik olarak tüm makine ve eşyaların tasarımında da bu boyuta dair alt yapı mevcut! 3. Boyutu, titreşen madde alanı olarak düşünelim. Hiçlikten boyutlara çekilen her şey, 3. Boyut alanında titreşir! Hiçlikte potansiyel konumda, tercih boyutunda yani 1. Boyutta ve tasarım olan 2. Boyutta titreşim söz konusu değil. Titreşim tüm bu sürecin algılanma aşaması gibidir! “Süreç” denir ama sadece 3. Boyutta zaman ve mekan söz konusu! Bazıları zaman-mekanı ayrı bir boyut olarak düşünür ama aslen zaman-mekan, 3. Boyutun titreşiminden doğar! 3. Boyutun kapsam alanındadır! 4. Boyuttan söz etmek gerekir ise bu 3. Boyutta titreşimle açığa çıkan tesirin işlevine dair olacaktır! Yani tüm bu titreyişlerin neticesine dair olacaktır! 4. Boyutu tarif etmek yine bildik 3. Boyutun verileri ile olamaz olur ise 3. Boyuttaki ayrıntılar, 4 ve daha fazla boyut ile adlandırılarak bir nevi izah etmiş olmak gibi bir tatmin sağlar! Hiçlikten yapılan 1. Boyuttaki tercih nasıl “Ben” kapsamında özel ise 3. Boyuttaki titreşimlerin 4. Boyuttaki yansımaları da özel olacaktır! Tercih alanında 1. Boyutta “Ben” özel alanı vardır bu alanda başkasını tarif etmek “Şirk” kapsamına girer hatta kişi kendini bile bu alanda sınırlamamalı! 4. Boyutta harikalara ulaşmak mümkün! Bunun ayrıntısı kişisel gelişim ve dinsel akıbet alanlarında devamlı işlenir! Ben ipucu verdim.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yama

“Delik ve yırtığı uygun bir parça ile onarma, açığı kapatmak için kullanılan parça” Bilgisayar programlamasından tutun pek çok alanda tıp alanında bile “Yama” kullanılıyor!

Çocukluğumuzda tozda-toprakta oynarken, yamaçlardan kayardık; pantolonlarımızın kıçını ve dizini sıkça yırtardık. O zamanlar “Yama” yapılırdı günlük giyilen pantolonlara yani anlayacağınız kıçınızda delik yoksa yama gerekmez! O zamanlar uygun kumaşa uygun yama bulmak da kolay olmazdı bazı çocukların pantolonlarında annesinin giydiği allı morlu basmadan yapılmış yamalar sırıtırdı!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yakalanınca

Halk arasında bir söz vardır. “Görürsen şaka, görmezsen yaka”
Meşhur bir hırsız, hırsızlığın püf noktasını şöyle açıklamış; “Yakalanınca utanmamak” hepsi bu kadar…
Milletin malını dolandıranlar piri olmuşlar bu işin. Yakalanırlarsa pişkinliğe vurup, utanmıyorlar.
Şeyh efendiyle yıllarca beraber olmuş, ondan menfaat elde etmiş bir kadın; yakalanınca aldatıldığını masum olduğunu söyleyiveriyor. Yakalanmasaydı bu masumiyeti ne kadar daha devam ederdi? Bilinmez.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yakın Gelecek

Yakın geleceğe bireyselleşme damgasını vuracak! Devlet dahil hiçbir birlik kalmayacak!
Tüm birlikler ve birleşik olan Devletler ayrışacak! İnsanlar bireyselleşme yolunda olacak! Zaten birlik olanlar da diğer insanların mallarını ve topraklarını yağmalamak için birleşti geniş açıdan! Bu çökecek ve bireyselleşen insanlar sadece kendi çalışmaları ve tercihleri ile var olma idealinde olacak! Kutsal, ırksal, ideolojik ve coğrafi birlikler anlamını yitirecek!

Bireyselliğin ayrıntısını yazacağım.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yatır Mı Katır Mı?

"Yatır mı katır mı? " böyle bir hikaye meşhurdur! Adamın biri katırını çok severmiş, bir seyahatte iken katır yolda ölür, katırının öldüğü yere de bir mezar kazıp başına da bir başlık koyar çul çaput bağlar ve oradan gider! Yıllar sonra bakar ki bu katırın mezarının etrafına kocaman bir türbe yapılmış mumlar çaputlar gırla gidiyor! Tabi katırının mezarını biliyor ya ahaliye sorar! "Burada ne var ki böyle önemseniyor halk tarafından? " Biri cevap verir "Burası yatır! " Adam içinden "Yatır mı katır mı orasını ben biliyorum! " der güler ve gider!

Yatır konusunda hatta yatıra benzer dini ya da dini olmayan özel mekanlar hakkında şöyle düşünülebilir! Bir mekan ya da bir unsur eğer halkın topluca ilgisini çekmişse o yer veya o unsura insanlardan bir mana akmaya başlar! Bu mana o yer veya unsurun majisi, sihri olur! Sihir gibi o unsur ya da yer insanların potansiyel verdiği enerjiyle yüklenir ve bazı olağanüstü haller buradan görünmeye başlar! Bu zincirleme bir reaksiyon ile çok güçlü bir metafizik alanı da oluşturur! Bu metafizik alan aslında mekandan değil, mekana verilen metafizik insan potansiyelinden kaynaklıdır! Çok ziyaret edilen binlerce milyonlarca insanın ziyaret ettiği bir mekanın majisi, sihri doğal olarak yükselir! Eski çağlarda putlar, ilahlar için de bu geçerlidir! Bir puta ya da ilaha ne kadar çok tapınma olmuşsa o put ya da ilahın majisi, sihri o kadar artar! Bu toplumsal alanda sosyal medya ya da siyasi alanda görülür; ideolojik alanda da görülür! Bir ideolojik, dini ve fan fikirler, görüşler takipçisi ve sevenlerinin de potansiyelini yüklenir! Arkamda şu kadar kişi var söylemi yabana atılmamalı. Bazı bu potansiyel şuursuzca da oluşabilir! Bazısı da eski kabuller üzerine bina edilir! Her durumda insanın kendi potansiyelini verdiği ve bu potansiyelin alındığı bir kutsal mekan kutsal unsur gözlemlenir! Eski dinsel hikayelere hurafe karışması doğaldır ve pek çoğuna zaten karışmış ki izahı da güçleşir, taraftarlarınca! Tarihte "Kurtarıcı, kahraman" olarak bilinen bazı kişilerin aslında sahtekar kurnazlar olması muhtemeldir!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yaşam bir çizgi;
Bazen düz,bazen eğri...
Varolmanın nedir bedeli?
İşte onu iyi bilmeli.
---
Beyaz düşler mi?

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Yeni Mahsul Düşler

“U/yandırma kerizi, bulandırır denizi! ”
Böyle kurulmaz fantezi! Çığlık yok, heyecan yok!
Yörüngesinden, çıkamaz ki dolap beygiri!
Zaten kaç tur attığının önemi de yok!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Zaaf Ve Güç

Zaaf ve güç, alt realitedir! Zaaf ve güç üzerinden kurulan tüm realiteler alt realitedir!
En güçlü olan, en zayıftır aslında; en zayıf olan da farkında değildir!

Aslında güç konusunda zaaf var yani iki türlü nüksediyor bu zaaf; ya güce tapmak ya da gücü elde etme zaafı! Oysa güç konusunda kişi alıcı ya da verici olmasa sorun kalmayacak yani güce tapmadığında güce esir olmayacak, güç ile başkalarını esir etmeye de kalkmaz! Asıl güç "Ben" gücü. Benliğin bu farkındalığı da iki şekilde belirginleşiyor; biri firavunluk ki bu benlikteki güç farkındalığıdır, diğeri Yunus gibi hiç bir şeye ve güce boyun eğmemek! Firavun, boyun eğdirmeye çalışır; Yunus ise boyun eğmeyen insan olarak görünür! Bu buyun eğmemek kişisel olarak kimseyi kendinden üstün görmemek ve kimseden de aşağı durmamak aslında! İşte o zaman diyor; “Bana seni gerek.” bu noktada en güçlü Yunus. Oysa insanlar çoğunlukla; “Bana mal, para, şöhret gerek” diyor adeta; her neye karşı ezik ise o şeylere esir olup güç üzerinden kendini köleleştiriyor! Yani heveslerine köle oluyorlar! Heveslerine ulaşmak için benliklerinden taviz veriyorlar!

Devamını Oku