Söylem
Mevlana'nın söylediği gibi; dünle beraber gitti düne ait ne varsa bu gün yeni şeyler söylemek lazım, cancağızım. Bunu sadece yeni şeyler söylemek şeklinde sınırlamak da doğu olmaz. Evren ve insan sürekli gelişiyor, yenileniyor. Eski söylemler yeni ihtiyaçları tam olarak karşılamaz. Eski zamanın kabulleri ve tekamül durumu yeni zamanla aynı değil. O zamanlar insanlık daha ilerdeydi ya da gerideydi şeklinde polemik yapmak da faydasız! Geçmiş, adı üzerinde geçmiştir.
Özgün olan değerlidir. Eski zamanda değer kazanmış kişilerin sözlerini papağanlamak başka, kendi özünden söz çıkarmak başka... Eskisi olmayanın yenisi olmaz. Elbet eski söylemlerden ders alacağız ve kendi söylemlerimizi üreteceğiz!
Şüphe
Şüphe, ilim ile dengelenebilir. Bilinmezlikte olan ya da yeterince ortada olmayan, açık olmayan bir şey konusunda "Şüphe" kolay kalkmaz! İlim nasıl "Ben" alanında hükmeder ise "Şüphe" de ancak "Ben" alanında ilim ile dengelenebilir! Yoksa irdelemeden ya da ezbere veya geleneksel taklit inanç ile edinilen kanaat eğreti olur ve "Şüphe" ile karışık olması kaçınılmaz! Zaten "Şüphe" mutlak manada kaldırılamıyor! Bunun nedeni izafiyet! Evreni izafi algılayan insan, 3. Boyutta hiç bir şeyi mutlak olarak kapsayamaz, algılayamaz! Bu nedenle "Şüphe", mutlak manada kalkmıyor! Göreceli olarak azalabilir, genel görecelilikte sorun çıkarmayacak şekilde "Şüphe", pek çok bilimsel buluşlar ve tehlikelerden de insanları koruyabilir. Bunun için de "Denge" gerekli.
Bir konuda “Şüphe” var ise o konu, yeterince bilinmiyor yani bilinmezlik perdesindedir ya da bilinmemesi istendiği için perdelenmiştir! Mesela, “Küçük, ne kadar küçük; büyük, ne kadar büyük” bilinmezlik perdesinde! Henüz bu konuda kesin bir gözlem yapılamadı! Yani bir “Bilinmezlik” var bir de “Bilinmesi istenmeyen” var! Bilinmesi istenmeyen bir şeyin perdelenmesi ise “Setretmek” gibidir; “Tesettür” gibi! Bu ilmi, ticari, askeri, siyasi alanda da olur! Genel olarak toplumun her kesimi tarafından bilmesi istenmeyen ilmi konular setredilir, saklanır! “Gizli ilimler” şeklinde derinden işletilir! “Arif” olandan saklamak o kadar kolay olmasa da “Avam” kesimden saklamayı başarabilirler!
Kağıttan bir uçurtmayım,
Kırmızı…
Sal ipimi yükseleyim
Gök denizlerde
Özgür yüzeyim.
Üç Kağıt
“Bul karayı al parayı” Üç kağıttaki amaç hedef kartı, dikkatle izleyip üç karttan hangisi olduğunu bilmek! Dikkat ve motivasyon sağlamak için çıkarılmış olduğu söylenir, sonraları bildik “Üç kağıtçılar” türemiş!
İnsanlık tarihinin en eski sınıflaması belki de “Üst-orta-alt” sınıf!
Mesleki olarak; “Çırak-kalfa-usta”
Üçten İkiye
Önceki yazılarımda sıkça bahsettiğim “Boyutlar” konusuyla alakalı olarak; 3. Boyutta, açığa çıkan 2. Boyuttaki tesiri nasıl ifade edebilirim? Diye düşündüm ve aslında 2. Boyutta olup 3. Boyuttaki tesirini ifade etmek için hayali vücut verilmiş varlıklar, madde alanında nasıl işliyor? Bu sorulara cevap aradım.
Kuantum alanda 2. Boyut-ruh-levha, “Belirsizlik” halinin çökertme alanıdır; yani belirlemek! 1. Boyut, ben yani gözlemci tarafından, gözlemciye göreceli olarak çökertilir! 3. Boyuta bu çökertme sonucu belirlenen yansır! 3. Boyut için yani madde alanı için “Gözlem” ile sınırlanan bir alan söz konusudur. 3. Boyutta “Belirsizlik" mümkün değildir! Çünkü 3. Boyuta çıkan bir madde, zaten belirlenmiş ve belirsizlik durumu çökertilmiştir! Bu nedenle, 3. Boyutta maddi bedeni görünmeyen ama maddi tesiri, 3. Boyut araçlarında işleyen 2. Boyut çökertmeler yani gözlemlerin tesirini ifade için bildik maddi bedeni olmayan hayali tesire (Zamir gibi düşünebilir) , adlar konulmuş! Bunlar, tesiri ifade için adlandırılır! Cin, şeytan, hortlak adlarıyla bilinen ruhsal tesirler! Ayrıntıyı herkes kendi zihninde halledebilir! Bu tesirlerin “Varlık” olarak düşünülmesinin asıl nedeni, tesirlerinin “Var” olması yani tesir de bir varlıktır! Madde alanındaki “Beden”, nasıl bir varlık ise “Ruh” da bedene tesir eden, bedene binmiş bir varlık olarak düşünülebilir! 2. Boyuttaki ruhsal tesirin, 3. Boyutta bedende işlemesi söz konusu! Varlık açısından, 2. Boyutta olan ile 3. Boyutta olanın birbirinden ayrı olması gerekmiyor ya da “Eşzamanlı” olması gerekir! Zaman ve mekanın, 3. Boyuta göreceli olmasından kaynaklı olarak ruh ve beden konusunda “Ruh’ un, ezeli ve ebedi olduğu; bedenin ise fani olduğu söylenir! Çünkü 3. Boyutta izafiyet vardır! Zaman izafiyetinden dolayı, “Önce-sonra” ayrımı; mekan izafiyetinden de büyük-küçük, az-çok, yukarı-aşağı sınıflamaları söz konusu! Hatta “Ben” yani tercih yani 1. Boyut tesiri için “Güzel-çirkin, iyi-kötü” sınıflamaları da devreye girer! Yazıda 2. Boyut tesirin, 3. Boyutta adlandırılması üzerinde duracağım. Yani ruhsal tesirlerin (ruh, cin, şeytan benzeri) , maddi alana etkileri!
Tüm Boyutlarda Aynı Anda Var Olmak
İnsanlar korku yüzünden ilimden kaçarlar. Bu neyin korkusudur bakın; insan bir şeyi anlayamamaktan korkar! Bu nedenle ilimden kaçar! Bazı popüler kabul görmüş kişilerin anladıklarıyla- anlattıklarıyla yetinir! Kolaycılık yapmak isterken kendini ezber kabule hapseder ve asıl "Cehennem" bunun sonucu olarak yaşanacak! “Yağmurdan kaçmak isterken doluya tutulmak” aslen ilimden kaçmaktır! Mecburen bazı şeyler öğrenilecek. Bırakın ilimden şeytan kaçsın! Yani insan ya öğrenecek ya da öğretilecek. “İlim kendin bilmek” ise kendi öğrenecek, kendi bilecek; kendini bilecek.
İnanç nedir?
Utanmaz Adam
Avrupa’da gelişmiş bir ülkede çalıştıktan sonra emekli olup yurda dönmüş yaşlı bir adamla bu sabahki sohbetimden çıktı bu yazı. Amca, Avrupalıları uzun uzun övdü; çalışkanlıkları, sosyal hayattaki birbirine saygıları ve sağlam dürüst işleriyle onları övdü. Bu uzun övgülerin ardına şunu ekledi; “Her şeyleri harika ama utananı ayıplıyorlar! ” işte ben o yüzden bu yazıyı yazma gereği duydum.
İnsan niye utanır? Nelerden utanılır? Utanılacak hal, ayıplanmayı hak etmiyor mu? Utananı ayıplayanlar aslında haklı değil mi? Bu sorulara cevap arayacağım!
Titreşim
Kısaca titreşim, denge konumuna bağlı salınım.
Denge halinde titreşim olmaz, salınım halinde ise maddenin yapısına ve etki durumuna göre değişen bir frekans (Birim zamandaki salınım sayısı; periyot ise bu salınımların seri şekilde dönem tekrarlanmasına dair.) söz konusu!
Titreşim, 3. Boyut madde alanının algılanması veya işlemesini ifade eder! Bir şeyin titreşip madde alanında algılanır olması için hiçlikte potansiyel olarak bulunması gerekir! Ya da şöyle söylemeli; titreşen her şey, hiçlikten 1. Boyuta tercih olarak; 2. Boyuta tasarım olarak; 3. Boyuta madde olarak çekilir! Boyutlar konusunu önceki yazılarımda sık işledim çünkü tüm işleyişi boyutları anlayarak değerlendirmek daha kolay. Hiçliği, boyutsuz ve her şeyin ana kaynağı (Sınırsız potansiyel) olarak düşünelim. 1. Boyut, ana kaynaktan çekilen tercih alanını ifade eder; “Ben” boyutu; tercih olmadan çekim olmaz, tercih ise tercih eden “Ben” ile olur! 2. Boyutu, yazılım olarak düşünelim. Tercih ile çekilen datanın projelendirilmesi! Ruh boyutu! Ruhsal bir yapı tasarımı işaret ediyor! Bu tasarım sadece canlılarla sınırlı değil, teknik olarak tüm makine ve eşyaların tasarımında da bu boyuta dair alt yapı mevcut! 3. Boyutu, titreşen madde alanı olarak düşünelim. Hiçlikten boyutlara çekilen her şey, 3. Boyut alanında titreşir! Hiçlikte potansiyel konumda, tercih boyutunda yani 1. Boyutta ve tasarım olan 2. Boyutta titreşim söz konusu değil. Titreşim tüm bu sürecin algılanma aşaması gibidir! “Süreç” denir ama sadece 3. Boyutta zaman ve mekan söz konusu! Bazıları zaman-mekanı ayrı bir boyut olarak düşünür ama aslen zaman-mekan, 3. Boyutun titreşiminden doğar! 3. Boyutun kapsam alanındadır! 4. Boyuttan söz etmek gerekir ise bu 3. Boyutta titreşimle açığa çıkan tesirin işlevine dair olacaktır! Yani tüm bu titreyişlerin neticesine dair olacaktır! 4. Boyutu tarif etmek yine bildik 3. Boyutun verileri ile olamaz olur ise 3. Boyuttaki ayrıntılar, 4 ve daha fazla boyut ile adlandırılarak bir nevi izah etmiş olmak gibi bir tatmin sağlar! Hiçlikten yapılan 1. Boyuttaki tercih nasıl “Ben” kapsamında özel ise 3. Boyuttaki titreşimlerin 4. Boyuttaki yansımaları da özel olacaktır! Tercih alanında 1. Boyutta “Ben” özel alanı vardır bu alanda başkasını tarif etmek “Şirk” kapsamına girer hatta kişi kendini bile bu alanda sınırlamamalı! 4. Boyutta harikalara ulaşmak mümkün! Bunun ayrıntısı kişisel gelişim ve dinsel akıbet alanlarında devamlı işlenir! Ben ipucu verdim.
Yama
“Delik ve yırtığı uygun bir parça ile onarma, açığı kapatmak için kullanılan parça” Bilgisayar programlamasından tutun pek çok alanda tıp alanında bile “Yama” kullanılıyor!
Çocukluğumuzda tozda-toprakta oynarken, yamaçlardan kayardık; pantolonlarımızın kıçını ve dizini sıkça yırtardık. O zamanlar “Yama” yapılırdı günlük giyilen pantolonlara yani anlayacağınız kıçınızda delik yoksa yama gerekmez! O zamanlar uygun kumaşa uygun yama bulmak da kolay olmazdı bazı çocukların pantolonlarında annesinin giydiği allı morlu basmadan yapılmış yamalar sırıtırdı!
Yakalanınca
Halk arasında bir söz vardır. “Görürsen şaka, görmezsen yaka”
Meşhur bir hırsız, hırsızlığın püf noktasını şöyle açıklamış; “Yakalanınca utanmamak” hepsi bu kadar…
Milletin malını dolandıranlar piri olmuşlar bu işin. Yakalanırlarsa pişkinliğe vurup, utanmıyorlar.
Şeyh efendiyle yıllarca beraber olmuş, ondan menfaat elde etmiş bir kadın; yakalanınca aldatıldığını masum olduğunu söyleyiveriyor. Yakalanmasaydı bu masumiyeti ne kadar daha devam ederdi? Bilinmez.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!