Ahmet Bektaş Şiirleri - Şair Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş

Pekmezin Tadı

Eskiden ayakkabı tamircilerinin kösele yumuşattıkları bir çanakları bulunurdu, "Çiriş çanağı" tamirciye saf biri gelir ayakkabısını tamir ettirirken sorar; "Bu çanakta ne var" ayakkabıcı da der; "Pekmez var" sonra daldırır bir tas ikram eder. Enayi bunu içer ama ses çıkarmaz. Tamir işi bitince, çıkarken; "Anlamadı sanma, pekmezin tadı bozuktu" der!
Bu hikayeden çok sonuçlar çıkarılır! Ayakkabı tamircisi dükkanında orta yerde pis çiriş çanağındaki sıvıyı pekmez sanan enayinin hele bir de ikram edilen sıvıyı içmesi sonrasında da hala içtiği sıvıyı tadı bozuk pekmez sanması uyanık enayilere bir örnek aslında. Çirişi içen enayi, aslında kendi kendini aldattı! Süreç şöyle başlıyor; ayakkabıcıya sorduğu sıvının, pekmez olduğunu ayakkabıcı söylediğinde; önce pekmezi bilemediğini sanıp kendince bir vesveseye kapılıyor, sanki cahilliği ortaya çıkacak endişesiyle sıvının pekmez olduğunu kabullenmiş görünüyor! Böylece durumu tam kurtaracak iken ayakkabıcının bu sıvıdan bir tas ikramı ile durum tam bir kaosa dönüyor! Sıvıyı içmeyi reddetmeyi bile cehaletinin açığa çıkacağına yorumluyor ve oyunu devam ettiriyor! “Böyle pis bir kapta pekmezin işi ne? ” diye akıl etmemesi devamını getiriyor! Bu sıvıdan ona bir tas sunulduğunda ise geri dönemiyor ve sıvıyı belki de pekmez olmama ihtimalini göz ardı edip içmek durumunda bırakıyor onu zihni. Yani ilk yanlışı yaptıktan sonra dönmeyi güya kendine yediremiyor! Devamında ise içtiği sıvının pekmez olmadığını söyleyemiyor çünkü en başta sıvıyı “Pekmez” sanmasının verdiği bir utanç var! Hepsi bir bütün olarak kişiyi komik ve zavallı bir duruma düşürüyor! Tarihsel süreçte buna benzer sunumlara muhatap olan çoklarının da durumu buna benzetilebilir! Ayakkabıcının yaptığını yani çiriş çanağındaki pis suyu pekmez diye enayiye içirmesi de tarihsel süreçte sık rastlanan bir durum! Yani ortada bir enayi var ise ona çiriş içirecek bir uyanık da bulunacaktır! Aklını kullanmayanlar oldukça, pekmez diye çiriş sunanlar olacaktır!

Sürekli tekrar edilen bilgiler hafızaya yerleşir! İlgi, bilgiyi çeker; ilgili olunan alandaki bilgiler, tekrar edilmese bile ilginin tesiriyle kolayca alınır. Bu bir yazıyı sönük yazıp tekrar ederek belleğe almaya benzer diğeri büyük ve koyu yazılır tekrarsız hafızaya alınır! Bir de bilgi ne yönde kullanılır ise o yönde etki etmesi için adeta sihir yüklenir! Hatta yanlış bilgi, abartılı ve o bilgiyle aslen alakası olmayan "Doğru" bilgilerle desteklendiğinde, dikkatsiz olanlarda etki eder. Yani neyi ne için kabul ettiğini bilmeyen kalabalıklar oluşabilir!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Piramit Yapılanması

İnsanın bir şeyi irdelemesi, inanıp inanmamasına dair gereklidir! İrdelemeden hakiki olmaz, taklit olur! İnsan inanmadığı bir şeyi irdelemez; sanki varmış gibi farazi kabul edip bunun üzerinden yorumlar yapması anlamlı olmaz! İrdeleme sonucu reddedenlerin çıkmazı şu; reddettiği bir şeyi, kabul etmiş gibi yapıp o şeyden sonuçlar çıkarmak! Bir şeyin bütünü ele geçmediğinde elde olan da çöpe atılmaz!

Kutsal kitapların muhatapları, hitapta belirtilir! Bir ırkı önemseyip o ırka hitap ediyor ise diğer ırkları kapsamıyor demektir! "Ey iman edenler! ", "Ey insanlar! ", " Ey kafirler" gibi geniş bir kapsam var ise muhatapların sınırlı olduğu düşünülmemeli! Bu nedenle herkese hitabın karşılığı bir mesaj da var!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İnanç Özgürlüğü

“İnanç Özgürlüğü” kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? O kadar kolay mı bunu uygulamak? “İnanmak ne kolay! ” denir! Kolay mı? “Kolaysa başına gelsin! ” derim, ben de! “İnanma Bil” yazımda değinmiştim. İnanmak, dil ile ikrar kalp ile tasdik ile tamamlanır! İnsan eğer özgürce inanacak ise ön kabullerin de önüne konmaması gerekir! Uygulamada öyle mi? Hangi din mensubuna reşit olunca sorulur hangi dini kabul edeceği? Bebekken etiketlenir, sonradan dönerse de maazallah bazı kıvrak fetvacıların görüşüne göre de “Dininden dönenin katli vaciptir! ” Hopbbala! Bebek, kendi mi seçti de reşit olunca döndü diye katli vacip olsun! İnanç, zaten ön yargıdır! Bilinç ise inancın bireyde yerleşmiş halidir! Bebek çevresinden gördüğüne, duyduğuna inanır! Sonra da kendi bu inancını bilince çevirir! Hangi dinde inancı bilince çevirecek fırsat ya da ruhsat vardır? Yani bebekken büyüklerinin soktuğu dini irdeleyip değiştirmek istediğinde hangi birey çevresinden alkış alır? Ya da anlayış görür mü?

Tüm dinlerde inanç özgürlüğünden söz edilir! Yani özgürce inanacaksın ama o dinin yerleşik kurallarına! Hani özgür idi şahıs. Dünya’da genel olarak kabul görmüş, sözü geçen üç din kendi kurallarını tüm insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunuyor! Bu üç dinin de aynı coğrafyaya ait olması ve soy olarak da aynı soydan gelenlerce açığa çıkarılıp yayılması da manidar!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

“İnsan”ın Telif Hakkı Kimde?

Telif Hakkı: Bir düşün ya da sanat yapıtını yaratan kişinin bu yapıttan doğan haklarının tümü.

Madem her sanatçının sanatından telif hakkı oluşur, o halde insanın “DNA”sını dizen, insanı planlayanın da insan üzerinde hakkı vardır. Bu da salat; tebrik, tezkiye(zikir) , dua, istiğfar(Af dilemek) , rahmet istemek şeklinde olabilir.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İnsan Neden Öğrenmekten Kaçar!

Bilgi yükü gerçekten ağır mıdır, ya da bilgi yük müdür?

Hurafelere yönelmek, bilgisizliği saklamak için bir tür perde midir?

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İlim Bilmektir

İnsan bildiklerini hatırlar! İlim-bilim hatırlamaktır! Evrende zaten var olan şeyleri izlemek, gözlemektir!

İlim; evrendeki işleyişi izlemektir; gözlemdir! İyi bir gözlemci, ilimi-bilimsel sonuçlar çıkarır ve hem kendi hem de talep edenler bu gözlemin çıkarımlarından yararlanır! Eski kaynaklar da gözlem ve analize tabidir; yani eski insanların bıraktıkları yazılı ya da sözlü ilmi kaynaklar da gözlem ve analiz edilmeden kabul edilir ise yanlış ve eksik sonuçlar çıkar! Sorgulanamaz kutsal kaynakların en fazla sorun çıkaran kaynak olmasının sebebi budur! Hiç sorgulanmadığı ya da yeterince sorgulanmadığı için bu kaynakları esas alanlar, kendi aralarında şiddetli kıyasıya kavga ediyor sonuçları da kötü yansıyor! Sorgulayanlar ise zaten evrende olanları ya da “Adem’e öğretilenler” tabiri kapsamındakileri bilmeye çalışıyor! Aslında insanlar 2. Boyutta öğrendiklerini hatırlamaya çalışıyor, bu hatırlamanın önünü kesen de sorgusuz kabuller oluyor! Bu engeller de topluca “Şeytan” sembolü ile adlandırılabilir! Ne denir; “Şeytan insanın düşmanı! ” yani insanı 2. Boyutta, ruhsalda öğrendiklerinden uzaklaştıran etkiler insanı geriletecek!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İlah Konusu

İlah, Sözlük manası: 1. özel, isim Bir alanda yaratıcılığı ile hayranlık uyandıran, çok beğenilen, çok tutulan.
Bu kapsamda ilahlaştırılan pek çok şeye işaret edilebilir! Yani kişi neye çok hayran ve neyi en zirvede tutuyor ise onu ilahlaştırma eğilimindedir! Bu nedenle literatürde "Nefsinizi ilahlaştırmayın! " uyarısı vardır Sadece nefsi ilahlaştırmak değil; parayı, menfaati, korkuyu, zaafları da ilahlaştırır insanlar! Paraya tapan menfaatine tapan kişileri de bu kapsamda uyarmak gerek! Korktuğu şeyleri de insanlar bilmeden ilahlaştırabilir!

"Tanrıların Nefesi" Bernard Werber kitabından alıntı kısımla konuyu açmak isterim!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İyi Kötü

İnsanın tercih ettiği kendine göreceli olarak iyidir! Tercih etmediği de kendine göreceli olarak kötüdür! Evrende aslen “İyi-kötü” ayrımı yoktur! Bir unsura iyi olan diğer unsura kötü olabilir! Tüm unsurlar yerinde olduğunda tercihe göreceli olarak iyidir! Arı çiçek ister, bok böceği gübre ister!

İyi veya kötü konusunda belirleyici olan insan tercihidir! Tercih ise evrenden, esmadan yapılır! O halde “Kötülükleri, ‘Ben’ tercih eder, iyilikler Allah'ın! ” şeklinde ayırmak abes olur! Yani hayır da şer de aslen evrende ayrılmamıştır, tercihle benlik ayırır! O halde bu ayrımı yapan benliğe göre oluşur günah-sevap! İnsan bir şeyi “Kötü” kabul ediyorsa, benliğine saygılıysa tercih etmesin; “İyi” kabul ediyorsa da (başkasına zararı dokunmayacak şekilde dilediğini) tercih eder! Çelişkiler içerisinde debelenip sonra da iyi-kötü üzerinden bir sürü yanılgı yaşar! Zaten evrensel işleyişe uymayan eylem ve tercihler geri kişiye “Cehennem” olarak yansır; buna da kötü tercihin geri yansıması olarak bakabiliriz, iyi tercih de yansır ona da “Cennet” yansıması olarak bakabiliriz! Torpil arayışı vardır, o da kutsal alandaki gayretlerde ve ayrıcalıklı olmak isteğinde saklıdır! Yani her şey ortada yanılgılar ve debelenişler de ortada! Görene!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

İyiliğin Gücü

Evrensel açıdan; “Pozitif-Negatif” denge kurulması, evrenin devamının dengelenerek sağlanması oluyor. Şöyle; evren dengesizlik üzerine kurulmuş yani denge sağladığında zaten ölecek! Pek ala; “Evrende denge var! ” deniyor; bu denge, devamlı olarak bir yönde bozulan dengenin diğer yönde yaratımla kurulmasına dairdir! Dengenin hangi yönde bozulduğu önemli değil mutlaka dengelenmesi önemli! Mutlak denge hali oluşana dek bu devam eder! “Ölmeden önce ölün! ”; yani dengelenin! Evren kendini dengelemeye çalışırken büyüyor! Denge, mutlak manada sağlandığında ölecek! İlla bir yönde denge bozulduğu için devamlı dengede olmak zorunda kalıyor! İp cambazının denge hali gibi; hangi yöne denge bozulursa, aksi yöne eğilerek ya da elindeki çubuğu o aksi yöne doğru eğerek hayatta kalır! Denge mutlak manada sağlandığında ise ipte durmasının zaten bir anlamı olmayacak! Yolda yürüyen birini, (Yolda yürümekte bir denge sorunu görülmediği için.) kimse para verip izlemez! Yani ip cambazı için dengeli ortam (Yerdeki hal) işi açısından ölü ortamdır; ipteki hayatta kalma mücadelesi, denge kurma hali, diri andır!

Bunu bir örnekle anlatayım; Kurt ile Ayı beraberce avlanmaya ve avı da eşit bir şekilde paylaşma konusunda anlaşmışlar! Beraberce bir ceylanı kıstırıp yakalamışlar! Ceylanı iki eşit parçaya ayırmaya çalışmışlar ama mutlak manada ikiye tam ayırmak mümkün olmamış. Aralarında tartışmaya başlamışlar! Tartışmaları duyan tilki, onlara bir fikir vermiş; “Siz bana söyleyin hangi parça büyük ise ben o parçadan yeteri kadar yiyeyim denge kurulsun! ” huysuz ayı ve açgözlü kurt, bu fikri kabul etmiş! Tilki ona gösterilen kısımdan yerken kasten dengesiz yermiş, bu sefer de yediği taraf az, diğer taraf fazla görünürmüş! Bu sefer de diğer taraftan yiyerek dengeyi sağlayacağını söylemiş! Derken tilkinin karnı iyice doymuş ama her iki taraftaki pay da azalmış! Yine de tam denge olmamış! Tilki; “Sizin anlaşacağınız yok, benim karnım doydu hadi size kolay gelsin! ” demiş ve oradan tüymüş!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Kabul

İnsan İnandığı Kabulü Yaşar
 
Okyanustaki balık sürüleri gibi oradan oraya küçük bir ürkütmeyle yönlenen bir toplumun şu an hangi yönde olduğunun ne değeri olabilir ki?

Devamını Oku