Ahmet Bektaş Şiirleri - Şair Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş

Yara

Bozuk mahsuller imha edilir...
Yaraları sarmak ister bilgelik.
Ara vermeyen diş sızlaması,
Günahın izi.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Mecnun olup, çöllerde gezmedim.
Ben de buldum aşkı amma...
Kurşunla sanma;
Yüreğime saplanan ok ile vuruldum.

Dalgıç gibi suya dalmadan,

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Kadın veya erkek,bir insanın değeri;
Bir insanlık değil mi?

Zalimler islamları, kendi fikri ile vuruyor.
Kendi elleriyle kendini boğduruyor.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Gözlem

Dünyada gözlenen her şey, “An” göreceliliğinde olacak ama gözlem anına dair “Geçmiş-gelecek; büyük- küçük; iyi kötü” göreceli olacaktır! Zaman ve mekan olmadığında, tercih yani şuur olacak ama gözlenemeyecek! İlk aşamaya, “Ben” yani “Şuur”; Şuura, “Tercih” diyebilirim, tercihe dair “Data” oluşması 2. Aşama, gözlem, 3.aşama! Aşamalar da boyutlar!

Tüm gözlenen şeylerin datası var! Bir şey data olarak 2.boyuta çıktığında, yazıldığında 3. Boyutta da algılanır! 3. Boyutun izafi zaman (geçmiş-gelecek) -mekan (büyük-küçük) şeylere, varlıklara dair algılama ise (iyi-kötü) göreceliliğinde yanılgılara sebep olacaktır! Bir şey 3. Boyutta algılandığında, zaman-mekan ve algı izafiyeti onun datasının önce, algısının sonra olduğu yanılgısını verir! Kuantum alanda, sınırsız olasılıkta her şey olabilen ve her zaman ve mekanda olabilen bir şey, gözlendiğinde; yani tercih edildiğinde, izafi olarak “Geçmiş-gelecek, büyük-küçük, iyi-kötü” belirlenir! Bu gözlem anı, 3. Boyutta izafi bir belirlemedir!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Efendi

İnsan ya efendice yaşar ya da kendine efendi/ler edinir!

Kişi efendi ise zaten kendi üzerinden okuyacak evreni; değerlendirmesini kendi kişiliği oluştuğu için kişisel olarak yapabilecektir! Değil ise efendileri üzerinden okuyacak! Yani bir bilgiyi anlaması ya da içselleştirmesi, edindiği efendiye göreceli olacaktır! Efendisine uygun gelmeyeni doğal tepki olarak almayacak, dışlayacaktır!

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Aşkımızı yazarız,sevdalanınca yürek.
Doğruluktur özümüz,sözler anlamlı gerek.
Kıymetini biliriz, kalp kırmayız bilerek.
Güzelleri severiz, bizde böyle gelenek.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Ruhlar ayrı, beden ayrı.
Hesap ile mizan ayrı.
Zevkler ayrı,renkler ayrı...
Her bir insan başka alem.

İki gönül mukabilse;

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Benim için Ağla!

Geceye ağlama sabahı var.
Gülün de bülbülü var.
Dökülen yaprakların
Bahara yenisi var…

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Benim Yolum

Öyle bir yol ki;
“Deh” diyorum,
Nereye istersem oraya gidiyor, mübarek.

Devamını Oku
Ahmet Bektaş

Belirsizlik Ve Bilinmezlik

Belirsizliğin ortaya atılmasının nedeni, “Bilinmezlik”; bir şey, bilindiğinde “Belirsiz” olmaz! Belirlenmiş olan da “Bilinmiş” olmaz! Yani belirlemek, bilmek değildir! Mutlak manada “Bilmek”, belirlemek değildir aksine belirlememektir! Çünkü tüm belirleyici araçlar izafidir! Büyük-küçük, az-çok, önce-sonra, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi izafi olarak belirlenir! Büyük, ne kadar büyük; küçük, ne kadar küçük? Bilinmiyor! Aynı şekilde, “İyi-kötü” görecesinde de “Kime göre, neye göre? ” durumu var; birinin “İyi” olarak belirlediği şeyi, başkası “Kötü” olarak belirleyebilir! Bu belirlemeler, “Bilmek” olmuyor! İnanmak, 3. Boyutun izafi “Belirsizlik” alanında, kaybolmamak için kılavuz gibi ya da “Bilinmezliği” aşmak için bir destek! Belirsizlik, bilinç kadar azalır! Bilinç ve belirsizlik birbirine ters orantılı olarak artar veya azalır! “Belirsizlik” azalınca, “Bilmek” artar; “Bilinç” azalınca da “Belirsizlik” çoğalır! Belirsizliğe karşı geliştirilen “İnanç”, belirsizlik azaldıkça yerini “Bilince”, bırakacak! Bilincin kalıcı olarak gelişmesi, inanç alanını daraltacak! Bilinen bir şeye, inanmak gerekmez! Cebinizde bir cüzdan olduğunu bilirseniz, cebinizde bir cüzdan olduğuna inanmanıza gerek kalmaz! Bu konuda tam bir “Bilinç” yok ise yani “Cebinde bir cüzdan olduğuna inanıyor ama cüzdanı duyu organlarıyla algılamamışsa bu durumda “Bilinç” oluşmaz ve bilinç oluşana dek inanç ile kalır! Ne zaman cüzdanı duyu organlarıyla bildi, inanmasına gerek olmaz!

Gözlem, belirsizliği azaltmak veya kaldırmaya çalışmaktır! Gözlem, boyutlarda mutlak manada yapılamadığı için “Belirsizlik” tamamen yok olmaz! “Belirsizlik”, aslen yoktur; gözlem eksikliğinden çıkar! 3. Boyutun izafiyeti (Büyük-küçük, az-çok, önce-sonra, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi) , gözlemi mutlak olarak yapmayı engeller! Bu da “Belirsizlik” doğurur! Boyutları iyi anlamak gerekir! Hiçlikte, sonsuz ve sınırsız bir potansiyel olduğu kabul edilir yani buna inanılır! Çünkü hiçliği deneyimlemek “Bilinç” oluşturacak ama bu 3. Boyutta zaten izafiyet yüzünden imkansız; 2. Boyutta ve 1. Boyutta dahi mutlak manada gözlenemez! Bilinmezliğini korur! İnanç ile bu bilinmezlik aşılmaya çalışılır! Her şey, hiçlikten “Tercih” ile 1. Boyuta yani “Ben” boyutuna çıkar! 2. Boyutta tasarlanır yani “Ruh” boyutu! 3. Boyutta gözlenir yani “Beden” boyutu! “Belirsizlik”, tercih ile 1. Boyutta başlar! Bilinç ile de azalır! Bu şöyle düşünülebilir; “Big Bang”, belirsizliğin de başlaması! Hiçlikten varlık sahasına doğru ilk adım, “Tercih”; bu da 1. Boyuttaki ilk patlama ve “Belirsizlik” başlangıcı! İnsan bunu bilmeye çalışıyor ve henüz mutlak manada bilmiş değil! Bilinenler, “Bilinç”; tahmini veya bilimsel üretilen ve henüz ispatlanmayan teoriler ise “İnanç” konumunda! Bilmeyi, “Belirsizlik” alanındaki izafiyet engelliyor! Yukarıda saydığım (Büyük-küçük, az-çok, önce-sonra, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi) izafiyetler, kaldırılabilir ise “Belirsizlik” de söz konusu olmaz! Kaynakta yani hiçlikte “Belirsizlik”, söz konusu olmaz! Belirsizlik zaten izafi belirleme isteğinin ürünü! Asıl kaynaktan “Tercih” ile yapılan belirleme 1. Boyutu açığa çıkarıyor ve “Belirsizlik” devreye giriyor! 2. Boyutta yani ruhsal levhada tasarı alanında biraz daha gelişir; 3. Boyutta, gözlem ve seyir alanında, tüm alanda hakim!

Devamını Oku