Hissettim yokluğumu,
Bir varlık denizinde.
Yargıladım kendimi
Hep gece yarıları.
Beynim odak noktası,
Bu gün gidiyorsun eylül
Güle güle.
Hep gitmiştin zaten
Hoşça kal eylül,
Hoşça kal...
Yeşilin her tonunu bağrında taşıyan, gökyüzünün mavisiyle barajın mavisini kardeş kılan, yüreği temiz insanların şehri Feke.
Hoşça kal...
Güzel manzaralara karşı yürüyordu insanlar. Uzun zamandır görmediğimiz, tanıyıp da çıkaramadığımız insanlar geçiyordu yollardan.
Bir yol kenarında biriyle karşılaştık. Hem de çocukluk arkadaşımdı Yasin. Ayaküstü konuştuk; oradan buradan, geçmişten bugünden...
Birden moralim bozuldu. Yasin'in yüzü kırış kırış olmuştu. "Ne kadar yaşlanmışsın..." demek geldi içimden. Ama söyleyemedim. Çünkü bu, biraz da kendi yaşlandığımı itiraf etmek olurdu.
Hoş görünür uzaktan her şey
Hızla geçerken hızlı trenlerle
Hoş görünür yağmur ve kar
Hoş görünür ağaçlar kırlar
Kalbi kırık insanlar, gülmeyen suratlar, düşünceli sıfatlar,kararsız insanlar.
Yaşama sevincinin buharlaştığı, yaşamanın zorlaştığı, hayallerin hep kaçtığı bir dünya.
Ayakta kalma ile ölme arasında gidip, gelme. Öleyim diyince ölememe, Kendinden uzaklaşma
Hiç bir şeyden zevk almama, yaşamı anlamsız kılma
Çocuksu heyecanlar,yaşama sevinci ve hayat, sende coşku ile başlar.
Sevilme hissi ve aşklar,işte gençlik çağları, başka bir dünya başlar.
Bu topraklarda özgürlüğün bedelini
Canlarıyla ödeyen vatan insanlarının,şehit ve gazilerimizin sayesinde yaşıyoruz.Ölümlere
Koşar adım "bir gül bahçesine"girercesine giden bu insanlarımız olmasa bu gün hürriyetin nefesini içimizde hissetmemiz mümkün değildi.
İnsanın vatanına kendisini feda etmesi ancak
Henüz on yedi yaşındaydı. Badem ağaçlarının çiçekleri gibi savruluyordu sağa sola. Bahar ne demekti? Ta kendisiydi hürü kız baharın. Bir sevdiği vardı henüz diyemediği, bir derdi vardı baş edemediği hürü kızın. Lakin bilirdi hürü kız, dert ve dermanın Allahtan geldiğini.
Ağır hastaydı ablası, ağlasa gözyaşları akmıyor, çukur gamzelerine doluyordu oluk oluk hürü kızın. Kara gözlü elif abla, sana bir şey olmasın diye dualar ediyordu. Bir gün gitti Çukurova’ya hürü kız. Ablasına bakacaktı, İyi edip dönecekti evine.
Ne bilirdi evlenmeden iki çocuklu ana olacağını, ne bilirdi Çukurova’da kalacağını. Ne bilirdi elif kız, ablasına kuma olacağını.
Yataktan kalkmak çok zordu.Sağ sola dönerek yatağının içinde oyalandı.Birde, güzel bir yağmur yağiyordu dışarıda.
--Kalkmam gerek dedi,Hüseyin çavuş.Kalkması gerekti aslınsa.Evde beş horanta ekmek beklerdi.Ezan sesi duyuldu ardından.Sabahları ezan sesi ne güzel etkiliyordu.Kalktı,bir abdest aldı Hüseyin çavuş,namazını eda ederken,neler diledi Allahtan bilinmezdi.Ama kul,mutlaka çalışmalıydı,çalışmayana Allah vemezdi
Giyindi,Yağmurdan korunmak için.Eline birde şemsiye aldı.Artık gitme zamanıydı,yol uzak ve iş hüseyin çavuşu beklerdi.
Ha bire yağmur hışımla yağıyordu.Yağmurdan korunarak,demirci dükkanına doğru yol aldı Bu gün yol çok uzak gelmişti Hüseyin çavuşa.Birazda yorulmuştu,karnı zil çalıyor,yiyecek bir şeyler arıyordu.Hava alacakaranliktı,sabaha az kalmıştı.Bir ekmek aldı fırından,ne kadarda sıcaktı.Mis gibi ekmek kokuyordu burnuna.Bir ısırdı,bir daha ısırdı,ekmeginin ucundan.Ah yanında bir de çay olsaydı.Aklında çay,elinde ekmekle iş yerine yaklaştı.Karşıdan karşıya geçecekti,Hüseyin çavuş.Acı bir fren sesi caddeyi inletti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!