Karlar yağar lapa lapa
Beyaz düşer gözden akla,
Anne beni evde sakla
Çıkarsam ben çok üşürüm.
Yapay dünya bırakmayalım çocuklara,yine sokaklarda koşabilsin,yine ağaçlara tırmanabilsin,kuzuları sevebilsin,yine çocukça sevinebilsinler.
Tavuk seslerine,horoz ötmelerine uyanabilsin neşeyle tavuk folluklarından yumurta alabilsin,Köpek havlamaları,koyun melemesine karışsın, çocuk sevinçleriyle,yaşamanın hazzını alabilsinler çocuklarımız.
Yapay dünya bırakmayalım çocuklara,beton binaların aralarında,sanal bilgisayar oyunlarıyla hayalleri ölmesin,Ağaçlarda erikler olgunlaşmış,baharı yaşayabilsin,erik ağaçlarına çıkabilsin,erik de yiyebilsinler çocuklarımız.
Top oynayabilsin,hayvanları sevebilsin,bırakin elleri yüzleri kirlensin çocukların,çığlıklar atabilsin,bırakın yaşayabilsin çocuklarımız
Toplumun temeli aile ise, ailenin
Kurulması ve çocukların yetiştirilmesi bir toplum için çok büyük önem taşır.
Yarınlarımızın teminatı ve geleceğimizin mihenk taşları olan çocuklarımızın bu bilinçle, örf ve adetini, değerlerini bilen insanlar olarak yetiştirmek ailelerin ve devletimizin en aslî görevidir.
Büyükler örnek davranışlar göstererek, değerlerini yaşayarak ve yaşatarak bu konuda büyük katkı sağlayabilir.
Kanayan dizlerdeki
Acı gibi
Cız etti yüreğim,
Kesildi çocukluğumdan
Hiç bilmediğim şeyler,
Çok bildiğimden çıktı.
Yol yorgundu,hayat kısa
Ne istemediysem,
Dalıp gider gözlerin bakışında,
Saçlarında gezer ellerin.
Sekişin bir ürkek ceylan…
Benimse yüreğim sevdalı
Güzeli sensin güzellerin.
Anadolu'nun en ücra bir köşesine öğretmen olarak atanmıştım. Okulumun bulunduğu köye günde iki kez taşıma aracı geliyordu ama taşıma saatleri, derslerime uymuyordu.
Köylüler sen bekârsın diye bana kiralık Ev'de vermemişlerdi.
Bu yüzden her gün beş kilometre
Yürüyerek merkez ilçeye giden ana yol kavşağına ulaşıyor ve ilçeye gidiyordum ama bu da beni çok yoruyordu.
Bir gün müdüre hanım bana okulun müdür yardımcısı odasında kalabileceğini söyledi.
Ağaç kovuğundan evi, Şırıl şırıl akan derenin hemen kenarındaydı. Bu ağacın kovuğunda Hamit, sessiz sakin yaşardı. Şehirlerden uzak durur, Gürültü patırtı istemez, bir nebze huzur bulmak için çırpınır dururdu. İnsanlardan köşe, bucak, fersah fersah kaçardı. Hamit bir kuş misali, yapayalnız yaşardı.
Deli derdi kimisi, kimisi çıplak diye ona lakap takardı. Hamit derdi” Biz babadan böyle gördük, nasıl doğduysak öyle ölürük. Diye lafları sallardı. Kimse sormazdı, neden Hamit böyle yapardı? Bilen olmazdı. Çünkü Herkes kendi keyfinde, keyfîlerine bakardı. Dereler şarkı söyler, bir ninni tuttururdu, Hamide dertlerini bu ses unuttururdu. Kışları küçük dere hiç durmadan akardı, bu dere hep coşardı adeta kudururdu.
Dağlardan kurtlar gelir kuşlarla yatardı. Çalı çırpı toplardı, yemeğini yapardı. Hamit sabaha kadar yıldızları sayardı, gündüzleri derelerde balıklarla oynardı. İçine sığınmıştı koskoca bir çınarın. Ana karnıydı kışın, Çınar yazın yaylaydı.
Taşların üzerinden seke seke geçerdi, Hamit yalnız yaşardı Dağılcakta kraldı.
Afacan mı afacan bir çocuğu imiş mahallenin, ele avuca sığmaz, hiç oturmaz, gittiği yerde hiç durmazmış cip Mehmet.
Cip de neci demeyin sakın, cip dediğim o dönemin en hızlı aracıymış. Mehmet’le alâkasını sorarsanız, Mehmet’in de cip gibi hızlı olmasıymış.
Ağaç başlarında yatar, her gün gözü, kafası sargılı gelir ama o hiç ağlamazmış. Bakmayın böyle göründüğüne cip Mehmet’in altın gibi bir kalbi varmış.
Berber yanına çırak vermişler onu ama cip Mehmet bu, orda durur mu?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!