Bitmeyen şiir'de bugün,
Sular yanıyor göllerinde.
Dalıp gidiyor bilinmeze
Debreşiyor hislerim.
Şükür dolu bizim kazanımızda
Hep sevgi doludur ozanımızda
Allaha koşarız ezanımızda
Cesaret çalıyor sazımız bizim
Bizim dönemin aşkları; okul yollarında onu bir kez görmek için beklemek, birkaç kelime konuşunca o günü bayram ilan etmektir. Hele ki elini bir kere tutabilmişsen, o eli durmadan öpüp koklamaktır.
Geceleri sevdiğine, sevdiğini nasıl söyleyeceğini bin kez düşünmek; yanına gelince dilimizin lâl olması, ona hiçbir şey diyemeden geriye dönmektir.
Bizim gençliğimizin aşkları; sevdiğimizin sokaklarında onu bir kez görmek için dolaşmak, “mahallemizin kızına dolanıyor” diyen mahalle gençlerinden, sevdiğimiz uğruna bir ton dayak yemektir.
Bizim gençliğimizin aşkları; gönderilen ucu yanık mektuplara gelen cevapları bir kuytu köşede, heyecanla açıp okumak; en mutlu haberler karşısında sevinçten kendimizi dağlara, tepelere vurmaktır.
Suları çekildiğinde Deniz'in, ışığı söndüğünde güneşin, gecesi olmadığında dünyanın, biz o gün olmayacağız!
Ama güneş yine doğacak,Yine geceler olacak, dalgalarımız kıyılara vuracak bizim.
Türkiyede üniversiteler ağzına kadar öğrenci dolu.Çoğu öğrenciler binbir ümitle başladığı üniversiteyi işsiz bireyler olarak bitiriyor.
Üniversiteler birer bilim ve kültür yuvası ama Türkiye de mecburen iş bulmada kolaylık makamları haline gelmiş.Nedeni'de Türkiyedeki işsizlik sorunu ve ekonomik problemler.Dolayısıyla Türkiedeki her birey üniversiteleri birer kurtuluş yerleri olarak görüyor.
Bunun sonuçu olarak cok kalabalık öğrenci sınıfları ve kalitenin düşmesi sorunları yaşanıyor.Ama en kötüsüde üniversite bitince
Nefes nefese soludu genç adam.Bir köşede terini silerek durdu.Nasılda acımıştı ama boncuk köpeğin ısırdıgı sol baldırı.
Son debiği vurmasaydım,diye vicdan yaptı genç adam.Belki de boncuk köpek beni ısırmazdı.Diye tamamladı iç sesini.
Nefesi kokmuştu aclıktan boncuk köpeğin, çok hırpalanmıştı.Ama yine de bir duvar dibine sessizce sinmişti.
"Ne alemi vardı şimdi gelip debik vurmanın,ne alemi vardı şimdi,zor durumda olan Boncuk adlı köpeğe ısırılmanın"diye düşündü
Şehirlerde, kasabalarda yabancı dille yazılmış tabela furyaları devam ediyor. Artık giydiklerimiz, konuşmalarımız, yaşantı biçimlerimiz özentiden ileriye gidemiyor. Estetik ameliyatlar almış başını
Gidiyor. Hiç kimse kendisi değil, yapılan şey,
Öykünmeciliğin dikalası.
Kişilikler silikleşiyor, verilen sözler tutulmuyor, yalanlar, gerçekcilik üzerine nutuk atıyor.
Boynozlu koç'un boğazına ipi doladı sahibi.Bu gün bir tuhaflık vardı sahiplerinin hallerinde.Halbu ki ellerinde büyütmüşlerdi kendisini.Ta küçüklüğünü bilirlerdi.Sahibinin kızı tutuyordu boynundaki ipi.Uzun bir yolculuğu çıkıyorlardı sanki.Nihayet epey yol gittiler,bir eve vardılar.Bu evdekiler niçin böyle sevinmişlerdi?Niçin asmanın altına indirmişlerdi?Küçük bir çocuk bindirdiler üzerine hissediyordu.Birde resim çektirdiler çocukla.Aman allahım neler oluyor böyle diye düşündü.Birden hiç tanımadığı kişilerle birlikte sahibi ve sahibinin kızı yüklendiler üzerine.Ne oluyordu?Sahibi niçin bu duruma izin veriyordu?Hep birlikte yere yatırmak mı istiyorlardı kendisini?Yoksa!yoksa kendisini kesmek mi istiyorlardı?Ama buna sahibi izin vermezdi herhalde,demeye kalmadı.Sahibinin ağzından dualar dökülmeye başladı.Şimdi anladım dedi boynozlu koç.Demek ki kendisi Allah'a adanan bir kurbandı.Yumdu gözlerini boynozlu koç,Allah vermişti,Allah alacaktı.Allah uğruna canım feda olsun dedi.Herkes boynozlu koç'un üzerine yüklenmişken o huzurlu bir teslimiyet halinde Allah'ın emri doğrultusunda Allah'a kurban edilmiş gidiyordu.
Bu sırada boynozlu koç'un sahibi,birer birer
Kurbanlık merasimine devam ediyordu.Acaba
Şimdi onun aklından boynozlu koç'un büyüme evreleri geçiyormuy du?Sahi,bu boynozlu koç'un sahibleride üzülüyormuydu?
Nar ağacının dallarında şöyle bir gerindi boz yılan.Ne de güzel bu nar ağacın çiçekleri diye söylendi.Birden evin sahibi ile göz göze geliverdiler.Biri pencereden biri ise nar ağacının üzerinden birbirlerine bakıyorlardı.
Ev sahibi soğuk bir suyla duş almış gibi baktı yılana,yılan hemen anladı gözlerindeki hinligini
Ev sahibinin.
Aşağı doğru bırakıverdi kendini boz yılan,biliyordu ya bir silah patlayacak ya bir kürek parça parça edecekti kendisini.Aşağıya sıyrıldığında nar ağacından boz yılan,bir kürekle karşılaştı.O yılan gibi kayışı olmasaydı,belki de çoktan yılan cennetini boylayacaktı.Yılan adama öyle bir ters baktı,öyle bir ters baktı ki adam dondu,kaldı.Boz yılanın kıvrılarak çalıların arasında bir gidişi vardı ki adam onun gidişine hayran kaldı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!