İnsan, iş başa düşmeyince öğrenmezmiş.Anne kavramı,o kadar geniş bir kavramdır ki,kişi onun kıymetini çocuk sahibi olunca daha iyi anlayabiliyor.
Anne,ne kadar ulvi bir kelime değil mi?Ona
Ne zaman pazenden yapılmış çiçekli bir elbise görsem, mutluluğu anımsarım. Ardından fedakârlık çıkagelir.
Sanki o elbisenin her çiçeği, o ailenin dallarında
Açmış birer gül gibidir.Mutluluğun resmini çizmiş anneler diye geçer içimden. Zira bundan güzel mutluluğun resmi mi olur?
ANNE
Bugün mevsimler üşüyor anne.Yerlere düşürülmüş,öpüpte başıma koyduğum bir ekmek parçası gibiyim şimdi.Bana kötülükten hiç söz etmemiştin,herşey güzel herşey iyi demiştin, hayatı ben yeni belledim anne.
Yılların geçişini yüzünden seyretmiştim, ama sen ölümden hiç söz etmemiştin,şimdi
Yakışıklı adamdı Apili. Koca bıyıkları vardı. Beyaz atına binip, yola çıktığında genç kızlar pencerelere koşardı.
Başını kaldırıp yan gözle dahi bakmazdı kızlara Apili. Kızaran yanaklarıyla atını dehler giderdi. Tek çocuğuydu evin Apili. Ne olduysa kazadan sonra oldu. Her ikisini de yitirdi ailesinin. Kendini dağlara vurdu. Aç kaldı, susuz kaldı. Her gün başka havalar soludu Apili.
Çok adamla gezerdi kara Ali. Dağlar sanki onundu. Her şey ondan sorulurdu. Aman diledi Apili, ben ettim, sen etme, dağlar senindir dedi. Lakin eşkıya laf dinlemedi. Dikil karşıma diye inledi kara Ali, başka bir laf demedi.
Uzattı havaya parmağını hiç kıpramadı Apili. Dikti gözlerini karşıya hiç konuşmadı.
Bir ses yankılandı dağlardan bir silah sesiydi bu. Bir parmak düştü yere, kimse ağlamadı. Dim dik duruyordu Apili, yanına kimse uğramadı.
Bıraktım ardımda yaşananları
Geride bıraktım tüm zamanları
Af edip gittim ben hep olanları
Kaybettim kendimi beni ararım.
Bir su sızıntısının başında buldum onu.Bir Ardıç kuşu getirmişti buraya.O kadar büyümüş,o kadar serpilmiş ki,her gelişimde yeni süprizler yapıyor bana.Ne güzel yeşilsin sen bozkırın güzel kızı.
Yine seninleyim ardıç ağacı,Bir kuş yuva yapmış dalına,gölgene sığınmışım,bu gün çok duygusalım kusura bakma.İğne yapraklı ardıç ağacım,sürekli yeşil kal bana.
Şehirlerde, kasabalarda yabancı dille yazılmış tabela furyaları devam ediyor. Artık giydiklerimiz, konuşmalarımız, yaşantı biçimlerimiz özentiden ileriye gidemiyor. Estetik ameliyatlar almış başını
Gidiyor. Hiç kimse kendisi değil, yapılan şey,
Öykünmeciliğin dikalası.
Kişilikler silikleşiyor, verilen sözler tutulmuyor, yalanlar, gerçekcilik üzerine nutuk atıyor.
Boynozlu koç'un boğazına ipi doladı sahibi.Bu gün bir tuhaflık vardı sahiplerinin hallerinde.Halbu ki ellerinde büyütmüşlerdi kendisini.Ta küçüklüğünü bilirlerdi.Sahibinin kızı tutuyordu boynundaki ipi.Uzun bir yolculuğu çıkıyorlardı sanki.Nihayet epey yol gittiler,bir eve vardılar.Bu evdekiler niçin böyle sevinmişlerdi?Niçin asmanın altına indirmişlerdi?Küçük bir çocuk bindirdiler üzerine hissediyordu.Birde resim çektirdiler çocukla.Aman allahım neler oluyor böyle diye düşündü.Birden hiç tanımadığı kişilerle birlikte sahibi ve sahibinin kızı yüklendiler üzerine.Ne oluyordu?Sahibi niçin bu duruma izin veriyordu?Hep birlikte yere yatırmak mı istiyorlardı kendisini?Yoksa!yoksa kendisini kesmek mi istiyorlardı?Ama buna sahibi izin vermezdi herhalde,demeye kalmadı.Sahibinin ağzından dualar dökülmeye başladı.Şimdi anladım dedi boynozlu koç.Demek ki kendisi Allah'a adanan bir kurbandı.Yumdu gözlerini boynozlu koç,Allah vermişti,Allah alacaktı.Allah uğruna canım feda olsun dedi.Herkes boynozlu koç'un üzerine yüklenmişken o huzurlu bir teslimiyet halinde Allah'ın emri doğrultusunda Allah'a kurban edilmiş gidiyordu.
Bu sırada boynozlu koç'un sahibi,birer birer
Kurbanlık merasimine devam ediyordu.Acaba
Şimdi onun aklından boynozlu koç'un büyüme evreleri geçiyormuy du?Sahi,bu boynozlu koç'un sahibleride üzülüyormuydu?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!