Anlat bana kırçiçeği
Baharı anlat,
Ya da boş ver!
Kışını anlat bana.
Artık umutlar sahte
Gönül dağlarımız küs
Topla eski halini,
Artık gidelim.
İçime bir nebze bir yangın düştü
Bende bir havalar, aşıkmıyım ne?
Kanım tavan yaptı içim büzüştü
Olmuyor sabahlar aşıkmıyım ne?
Kimseye hiç tepki veremez oldum
Kısa dönem askerdi Mehmet. Bir aylık süre dolmuş, bölük komutanı toplamıştı askerleri, anlatıyordu “Bundan sonra kısa dönem askerlere de silah verilecek, Beni iyi dinleyin diyordu. Gece nöbetindesiniz mesela, Karşınızdan birisi geliyor tanımadığınız. Önce "dur" çekeceksiniz gelen kişiye. Baktınız durmadı. Yat diye bağıracaksınız. Baktınız yatmadı. Havaya ateş edeceksiniz. Hâlâ mı durmuyor zaman gelen kişinin ölmez yerine ateş edeceksiniz"
Komutanı iyice dinledi Mehmet. Serde öğretmenlik vardı. Hiç bir söz atlanmazdı, askerlikte. Tam da öyle yaptı Mehmet. Şans ya o gün akşama nöbet yazmışlardı, mehmede. Hemde gece 3-5 nöbeti vermişlerdi. Mukadderat, bu nasıl bir şeydi.
Olurda bu kadar mı olurdu? Komutanın anlattığı gibi bir adam üzerine geliyordu Mehmet’in. Mehmet, önce dur çekti. Adam üzerine gelmeye devam ediyordu. Yat, diye bağırdı Mehmet. Adam ha bire yürüyordu. Silahını havaya doğrultup başladı ateş etmeye, silah otomatiğe takılmış bir türlü durmuyordu! Adam korkudan yerleri tırmalıyor, korkudan imdaaat! Diye bağırıyordu. Bütün Garnizon alarma geçmiş, herkes teyakkuzdaydı.
Bir cemse asker geldi, kol kanat edip götürdüler adamı. Ortalık yatışmış gibiydi, Mehmet’e kimse Bir şey demedi.
Ertesi gün, kürsüye çıkmış bölük komutanı konuşuyor, Mehmede teşekkür ediyordu. Şöyle noktaladı konuşmasını: Artık dedi kısa dönem askerlerine silah verilmeyecek. Urda biter sizlerin silahlı nöbet tutma işleriniz. Şimdi Mehmet ödüllendirildi miydi? Yoksa bu karar neyin nesiydi? Herkes şaşkına dönmüştü, bayağı üzülmüştü. Sonradan anladılar herkes, gelen kişinin cephanenin yanındaki terzihanenin emektar terzisi olduğunu. Sonradan anladı herkes kısa dönem askerin, ne kadar kurallara uyduğunu. Öyle ya bunlar kısa dönemdi, ne olur ne olmazdı, bakarsın Mehmet gibi bir kısa dönem bu defa affetmez vallahi gelen kim olsa vururdu.
İnsan, iş başa düşmeyince öğrenmezmiş.Anne kavramı,o kadar geniş bir kavramdır ki,kişi onun kıymetini çocuk sahibi olunca daha iyi anlayabiliyor.
Anne,ne kadar ulvi bir kelime değil mi?Ona
Ne zaman pazenden yapılmış çiçekli bir elbise görsem, mutluluğu anımsarım. Ardından fedakârlık çıkagelir.
Sanki o elbisenin her çiçeği, o ailenin dallarında
Açmış birer gül gibidir.Mutluluğun resmini çizmiş anneler diye geçer içimden. Zira bundan güzel mutluluğun resmi mi olur?
ANNE
Bugün mevsimler üşüyor anne.Yerlere düşürülmüş,öpüpte başıma koyduğum bir ekmek parçası gibiyim şimdi.Bana kötülükten hiç söz etmemiştin,herşey güzel herşey iyi demiştin, hayatı ben yeni belledim anne.
Yılların geçişini yüzünden seyretmiştim, ama sen ölümden hiç söz etmemiştin,şimdi
Yakışıklı adamdı Apili. Koca bıyıkları vardı. Beyaz atına binip, yola çıktığında genç kızlar pencerelere koşardı.
Başını kaldırıp yan gözle dahi bakmazdı kızlara Apili. Kızaran yanaklarıyla atını dehler giderdi. Tek çocuğuydu evin Apili. Ne olduysa kazadan sonra oldu. Her ikisini de yitirdi ailesinin. Kendini dağlara vurdu. Aç kaldı, susuz kaldı. Her gün başka havalar soludu Apili.
Çok adamla gezerdi kara Ali. Dağlar sanki onundu. Her şey ondan sorulurdu. Aman diledi Apili, ben ettim, sen etme, dağlar senindir dedi. Lakin eşkıya laf dinlemedi. Dikil karşıma diye inledi kara Ali, başka bir laf demedi.
Uzattı havaya parmağını hiç kıpramadı Apili. Dikti gözlerini karşıya hiç konuşmadı.
Bir ses yankılandı dağlardan bir silah sesiydi bu. Bir parmak düştü yere, kimse ağlamadı. Dim dik duruyordu Apili, yanına kimse uğramadı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!