Hiç kendine baktın mı koca adam,
Pişmiş misin?Yıllar neler koymuş senin heybene.Neler götürüyorsun geçmişten geleceğe.Yoksa boş bir teneke gibi halâ
Vurdukca ses mi çıkıyor senden,yoksa sen yılları boşa mı tükettin?
Bak koca adam,farklı olan,farkı olan,başaran,doğru olan,dürüst olan,hak gözeten ve güzellikleri geleceğe aktaranlardır aranan,bak bakalım o sen misin?
O kadar çoktu ki işleri çocukların,hiç işleri bitmezdi.Usulen gelselerde bazen,onu mutlu etmezdi.Bir gün hastalandı bizim zahit yatak,döşek.Otursa oturamaz,kalksa kalkamazdı.Biliyor du işte zahit,bu ölüm yoklaması.
Koşup geldiler sağdan soldan çocukları,Her yanı ağıt sesi kapladı.Ben iyi baktım yarışına girdi çocukları.Ölüyordu zahit,hiç kalmamıştı hali.
Son bir hamle yaptı koca zahit.Bir şeyler anlatacaktı.Lakin hiç yoktu takatı.Zorlandı,bir çift söz çıktı ağzından nice sonra"Ölüyorum evlatlarım,lazım değil bu ilginiz,bu ilgi bana yaşarken lazımdı".
En zor zamanların,
Başrollerinde kaybetmeler.
Yeniden doğmaların
En esrik yerlerinde
Günümüz insanı bazen o kadar tuhaf davranışlarda bulunuyor ki, şaşırmamak mümkün değil. Kişilerin kendi doğrularıyla ve inançlarıyla yaşaması ve bu kişilik oluşumu doğrultusunda davranışlar üretmesi beklenir. Aslında bu oluşum kişinin karakteridir. Karakterli insan dendiği zaman kişilik özelliklerinden taviz vermeyen ve ortak doğrularla toplumdan onay gören davranışlara sahip insanlar anlaşılır.
Toplumumuzda insanlar bukalemun gibi durmadan değişebilmekte ve kendi özelliklerinden taviz verebilmektedir.Bu davranışları doğrultusunda belki bazı maddi menfaatler elde edilebilinir.Ancak şurası gayet açık ve net bilinmelidir ki,bu tür insanlara gösterilen ilgide aynen bu tür kişilerin yaptığı gibi sahte ve yalandan ibarettir.
Bu tür davranışlar devamlı yanında yalanı beraberinde taşır. Dini anlamda münafıklık, riya’da diyebileceğimiz içi başka dışı başka insanların ortaya çıkmasına neden olur. Aslında bu toplum açısında çok korkunç bir hezeyandır. Çünkü devamlı kişileri birbirine düşüren, kendi çıkarı için arkadaşlarını ya da aile üyelerinden birini anında harcayabilecek tipte insanların ortaya çıkmasına yol açar.
Aslında kişilerin kim olduğunu, dünya ve ahiret hayatından ne beklediğini bilmesi zaruridir. İşte bu bilinç hiçbir konudan kişinin kendi değerlerinden taviz vermesine imkân vermez. Kişiler yaşadıkları hayattın vicdani ve ahlaki muhasebesini yapmak zorundadırlar. Eğer bu tür bir hesaplaşmayı yapabilirlerse ne karakterlerinden taviz verirler nede yalan, riya ve insanları birbirine düşürmek gibi davranışlara meyil gösterirler.
Günümüz insanı başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmak istemektedirler. Bunun örneklerinden en belirgini hep ben olgusudur. Eğer kişiler hep ben diye hareket ediyorlarsa o toplumda yaşama barışını tesis etmek çok zordur.’’kendin için istemediğini, başkası içinde isteme’’aslında bu düsturla yola çıkıldığı zaman insanların birbirini anlaması ve sevmesi daha da kolaylaşır.
Hayattan ne istediğimizi bilmek çok önemlidir. Bütün kişsel tavizlerden sonra zengin ama onursuz bir insan gibi mi yaşamak, yoksa kendi karakterinden taviz vermeden, çalışarak, alın teriyle kişiliğinden taviz vermeden onurlu yaşamak mı? Aslında, konu gayet basittir. Ruhen ve vicdanen rahatlığı, yalan dolanla kurulmuş kişiliksiz bir hayata tercih etmektir.
Kendimize yaşamayı görev telakki ettiğimiz şu hayatta,önümüze serilen çoğu nimetleri görmeden,güzellikleri içimize çekmeden,yaşamadan,yaşıyormuş gibi yaparaktan dolduruyoruz bu fani ömrü.
Çok mu zor insanın kendisine,ailesine zaman ayırması!Çok mu pahalı insanların emrine sunulan güzelliklerin yanına gitmesi.
Çok zor deģil aslında nefes almak için değişik bir mekana giderek ruhunuzun dinlenmesini sağlamak.ille parayla gidilen yerler değil benim kastettiğim. Kimseye hava atacağım diye gidilen yerlerde değil.Bir park,bir pastahane,ufak bir cafe olabilir gidilebilecek yerler.Önemli olan kendinize değer vermeniz,ailenize değer vermeniz.
Yapılabilir mi?Çayı demleyip,bir ağacın gölgesine sığınarak rahatlamak?Olabilir dediğinizi duyar gibiyim.O halde,hadi kendiniz için birşeyler yapın.Saygı ile...
Saçlarına bağladım bütün yalnızlıklarımı
Kömür gözlerinle gökyüzünü boyadım,
Çok uzaklara götürdü beni hatıraların
Söndüremedim içimdeki yangınlarımı.
Kasımpatı olur mu bu mevsimde
Hem de eflatun, hemde beyaz!
Elinde bir kahve fincanı,
Kaç yılın kahvesini içiyorsun?
Ayağına giydiği pantolonunun son deliğine kadar kemerini sıklaştırmıştı.Beli O kadar zayıftı ki,bu haliyle bile üzerine giydikleri kıyafetler kendisine emanet gibi duruyordu.
Bir elinde belediyenin kendisine zimmetlediği temizlik süpürgesi,sarı sıcağın altında sokağın bir köşesinden bir uclu süpürüyor,bir yandanda kendi kendine anlaşılmaz cümleler kurarak işini yapmaya çalışıyordu.
O anda temizlik işcisinin düşüncelerine iltica ederek onun neler düşündüğünü o kadar çok merak ettim ki anlatamam.Acaba dedim sokakları aleni kirleten, sümküren,kağıt atan,tüküren medeniyetten nasibini alamamış insanlara mı kızıyordu?Yoksa bu anlaşılmaz olarak kurduğu cümleleriyle fakirliğin kendisine yüklediği bu mecburi çöpcülüğe mi isyan ediyor du?Ama yüzündeki o donuk ifadelerden anlaşılmayan şey acaba günümüzde çekilen işsizlik sorunu karşısında
Bir iş bulmanın mutluluğu muydu?
Siz imkansızlığı bilir misiniz? İmkansızlık, yolları bağlayan köprülerin yıkılışı, iki arada kalmak,hiç bir yere ulaşamamaktır.
İmkansızlık, hasta olup bir damla suyu içememek, giden sevdiklerini geri getirememek, yapılacak işleri bitirememektir.
İmkansızlık yokluğun diğer adı, fukaranın aç kalması,yaşamak istemesi, yaşayamasıdır
İmkansızlık, kapalı kalmak, soluk alamamak, sesini kimselere duyuramamaktır.
Kaç bahar geçti üzerinden sayılmayan
Peşinde koştu çocuklar filimlerin
Ağlamak bu kadar kolaymıydı?
Gülmeyi bana hiç sormayın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!