Bazı insanların hatta bazı toplulukların duygu,tepki ve iletişimlerini küfürle yaptıkları yadsınsmaz bir gerçektir.Bu gerçekliğin altında
Yatan realite her zaman kişilerin merakını uyandırmaktadır.
Bu durum bence kişilerin veya toplulukların kültür seviyeleri ile ilgili bir tepkimedir.Çünkü
Kişi içinde var olan birikimleri ile iletişim kurar.Eğer yeterli bilgi birikimi veya söyleyecek bir sözü yoksa bu durumda kendisini toplum içinde veya karşısındaki kişinin yanında kendini farklı kılmak veya küfürle kendini kanıtlamak,üstünlük kurmak veya korkurtmak
Parsellendi parça parça yurdumuz
Mondros'la hep bağlandı kolumuz
Çok kötüydü ülkemizde halimiz
Bizi bizden biri olan kurtardı.
Şımarmıştı hep samsunda ingiliz
Kırpık, soluk soluğa kalmış bir halde evlerinin kapısının önünde durdu. Kapının zilini bilmem kaç defa çaldı ama kapı sanki taş duvar olmuş, bir türlü açılmıyordu. Kapının eşiğine çaresizce çöktü. Kapının açılacağından ümidini tamamen keserek, susup beklemeye koyuldu.
Babası İş’teydi kırpığın. Annesi öleli üç yılı geçkin bir süre olmuştu. Babası yeniden evlenmiş ve üç yıldır kırpık, babasından habersiz evlerinde cehennem azabını yaşıyordu.
Ağzından gelen kanları sağ kolu ile sırtındaki gömleğine sildi. Elinin tersiyle gözlerinden akan yaşları kurulamaya çalıştı ama içindeki yangını söndürmesi bir türlü mümkün olmuyordu.
Yine dayak yemişti kırpık, mahallenin çocukları bir güzel dövmüşlerdi. Belki de arkasından gelirler diye koşa koşa evin yolunu bulmuştu ama evin kapısı bir türlü açılmak bilmiyordu.
Eve girse ne olacak tı ki. Üvey annesi yine dövecek ama hiç olmasa bir parça ekmek yiyebilecekti saçlarını nasıl makasla doğramıştı da babasına ‘’bu Oğlun deli, bak saçını ne yapmış’ ’diyerek dayak attırmamışıydı? Sonra da adını kırpık diyerek çağırmış, mahallede lakabı kırpık kalmıştı.
Sürekli bir kısır döngü.Hep aynı köprüden geçiş,hep aynı mekanlar ve sabahlar, akşam mecburiyetlerimiz.
Her gün değişen başka başka ruh hallerimiz.Bunalımlarımız,can sıkıntıları.
Ne zaman bir sevinç koysak önümüze,hüzün kapıya dikilir.Bir öksüz çocuk ağlar,bir kaldırım
Kenarında acıklı bir keman sesi doluşur kulağımıza
Alıp götürürmüsün beni başka diyara,
Kanatsız kuş olup uçsam seninle...
Leylaya mecnuna selam vererek
Uçur beni artık aşk kervanına
Sende yolcusun sonunda, koca adam. Bir avuç mutluluk peşinde koşarken harcadığın zaman dilimini de nihayet bitirdin. Bütün çirkefliğini gördüğün bu dünyadan, hangi hazzı aradığını bilemeden çekip gideceksin.
Sözcüklerin dudaklarında asılı kalacağını bile bile…
Bu dünyanın yalanlığını bile bile…
Hiç kendine baktın mı koca adam,
Pişmiş misin?Yıllar neler koymuş senin heybene.Neler götürüyorsun geçmişten geleceğe.Yoksa boş bir teneke gibi halâ
Vurdukca ses mi çıkıyor senden,yoksa sen yılları boşa mı tükettin?
Bak koca adam,farklı olan,farkı olan,başaran,doğru olan,dürüst olan,hak gözeten ve güzellikleri geleceğe aktaranlardır aranan,bak bakalım o sen misin?
O kadar çoktu ki işleri çocukların,hiç işleri bitmezdi.Usulen gelselerde bazen,onu mutlu etmezdi.Bir gün hastalandı bizim zahit yatak,döşek.Otursa oturamaz,kalksa kalkamazdı.Biliyor du işte zahit,bu ölüm yoklaması.
Koşup geldiler sağdan soldan çocukları,Her yanı ağıt sesi kapladı.Ben iyi baktım yarışına girdi çocukları.Ölüyordu zahit,hiç kalmamıştı hali.
Son bir hamle yaptı koca zahit.Bir şeyler anlatacaktı.Lakin hiç yoktu takatı.Zorlandı,bir çift söz çıktı ağzından nice sonra"Ölüyorum evlatlarım,lazım değil bu ilginiz,bu ilgi bana yaşarken lazımdı".




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!