Senimi aramışım bilmem yıllarca,
Hiç kimseyi beğenmedim olmadı.
Bazan el ettiler bazabda davet
Yüreğimi veremedim olmadı.
Hep gözümüzün önünden geçip gidiyor yaşantılar.Sebebi belli aslında,hep ötelediğimizdendir içimizden gelen herşeyi.
Herşey tamam mı olmalı bu dünyada,insan bulunduğu anı yaşasa olmaz mı?
Mutlu olmak için beklenilen yarınları öncelesek,yarına bırakmasak,geleceği yaşarken beklesek olmaz mı?
Değerini kişilerin yaşarken versek,içimizde tutmasak sevgimizi,olduğumuz gibi davransak
Yorgun yıllar ardım sıra
Gelmezseniz olmaz mıydı?
Dert verdiniz sıra sıra
Vermeseniz olmaz mıydı?
İçimde bir uhde bir sıkıntı var
Otursam olmuyor,yatsam olmuyor
Yıkıldı hep evler, yıkıldı dağlar
Tükenmez diye bildiğim,
Bütün kalemler tükendi.
Benim ümitlerim vardı
Biliyorsun,
Onlar gibi.
Sabahın en erken saatinde açıyordu kapısını, kahvehanesinin. Ölülerin resimleri hep aynı duruşla onu karşılıyordu. Ergün onlarla selamlaşıyor, her gün anılarını diriltiyordu. Adı cemildi, namı değer ölüler kıraathanesinin kahvecisi cemil.
Derin bir nefes aldı, uzun bir iç çekti cemil. Daha dün şurda oturuyordu şişko Recep. Bu gün çekip gitmiş o da, bu dünyadan. Onunda resmini asacak bir yer bakındı cemil. Kahvedeki duvarın en son köşesi boştu. Oraya asarım onu diye düşündü. Ne günleri geçmişti receple, ne günleri. Çok da kebabını yemişti. “Hakkını helal et demişti de cemil, recebe. Şişko recep gülümsemişti."
Her resim bir anıydı cemil için, kahveye gelenler görünce resimleri, duvarda kendi resimlerini düşlerlerdi.
Kavak yellerinde deli bir rüzgar
Kapatmış kapıyı sis bulutu
Havada yağmurun ince kokusu
Uğultulu hınzırın ölüm korkusu
İnsan, öleceğini bilerek yaşayan tek canlıdır. Hatta o kadar ileri gider ki; belli bir yaşa gelen bir kişinin ölmesinin gerektiğini Söyleyebilecek kadarda cüretkârdır.
Ama asıl olan o dur ki; insanın yapabileceği tek şey çaresizliktir! Farkına bile varmaz yaşadığının. Günün koşkulu ve coşkulu yaşam gailesi içinde birden zamanın dolduğunu haber verirler. Kimse kabul etmez gidebileceğini, aslında ne yapmak için geldiğini hatırlayamaz bile… Hâlbuki ’’yapacak ne kadar çok şeyim var diye hayıflanır durur.’’Ne yollar çizilir hayatın ince çizgisine. Müreffeh bir yaşantıdır istedikleri.
Hep birbirine üstünlük kurmaktır, en iyiyi bulmaktır, hedefleri. Hırs stresi beraberinde getirir. Ölüm bile duygularına set çekemez. Ölenin yapması gerektiği bir işi yaptığına inanılır. Ta ki kendisine gelene kadar ölüm denen yolculuğun kendi kapısına.
Hep başka pencereden bakılır ölüm dehlizine. Geleceği garantiye almak çoğunun isteği… Ya da “gününü gün etmez, bir daha gelmek yok ya hayata! ’’
Kısır bir döngü bizim hayat. Ölüm denilen yolculuğu bilerek yaşamak. Ebedi kalmak olmazmı? Olur, tabi ebediyen yaşamak. Bir Atatürk, bir mimar Sinan olmak ebedi yaşamaktır gelenin misafir olduğu dünyada.
Hayırlı bir evlat bırakmak, ardında kalanların dua ile seni yâd edip anması ebedi yaşamın ta kendisidir. Ebedi kalmak mümkündür tabi. Bir ağaç dikip, üretken olmak kuşu, kurdu, insanı doyurmak.
Nefesin terki mekan etmesi mi?
Ruhların ebediyete gitmesi mi?
Hayatın bir çırpıda bitmesi mi?
Ey nefsim bana söyle nedir ölüm?
Yaşamak mı ebediyen bu dünya da?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!