Kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden güzel bir kızmış nergis, kendi görüntüsüne öyle bir vurgunmuş ki işte bir gün bu yüzden göle düşüp, boğulmuş.
Gölün kenarında bir çiçek açmış bu çiçeğe de "Nergis" demiş sevenleri.
Orman perileri gölün her gün ağladığını görmüşler üzüntüden. Ona sormuşlar:
Nergis’in genç ve güzelliğini yakından ancak sen görebiliyordun göl kardeş. Sen buna mı ağlıyorsun?
Göl- Ya demiş. O kadar genç ve güzelmiy di? Nergis? Periler şaşırmışlar!
Demişleri hep sana gelirdi, saçlarını tarar, sana uzun uzun bakardı nergis, sen onun güzelliğini görmedin mi?
Sahi,ne güzel gelirdi kulaklarımıza
"Arkası yarın"piyesleri.Bizleri çok farklı hayallere götürürdü.Kaybedenlerin,haksızlığa uğrayanların yanında olmuşluğumuz vardır.
Çok göz yaşları dökmüşlüğümüz olmuştur kavuşamayan sevgililere.Çok dua etmişliğimiz vardır nur yüzlü dedelere,Melek kalbli teyzelere.
Pazar yerine gelmişti o adam.Bir sebzelere baktı,bir meyvelere baktı.Elini cebine attı, parasına baktı.Gözleri dolmuştu adamın,bugün sahura kalkacaktı.Yutkundu adam,uzun bir soluk aldı.
Birden ellerini cebine sokarak geriye döndü.Hava kararmıştı,adam sokağın birine daldı,bir zaman sonra o adam gözden
Uzaklaşmıştı.🤧
Bütün göçmen kuşlar gibi,
Sıran geldi sende gittin.
Yaşanmamış yıllar gibi
Yaşadın ve sen kaybettin.
Kurduğumuz pembe düşler,
O hırçın ve su gibi akıp giden yıllardan sonra, sessizliğe bürünen evimizin içinde günlerimiz, yaşadığımız o güzel hatıralarla geçiyor.
Bir zamanlar her an dolup taşan o koskoca evler şimdi alabildiğine bomboş. Artık evlerde herhangi bir otoriteye de gerek kalmadı. Şimdi her biri başka şehirlerde yaşayan çocuklarımız, bizim bir zamanlar yaşadığımız hayatın heyecanını ve hazzını yaşıyorlar. Bizler geçmişin anılarını terennüm ederken, geleceğin torun sevgisinin mutluluğunu hissediyoruz.
Keşke odaların dili olsa da konuşsa... Hayallerimizi, güzel günleri bir bir anlatsa. Çocuklarımızı nasıl büyüttüğümüzü, kaygılarımızı, umutlarımızı dile getirse. Her akşam iş dönüşü onları görebilmenin mutluluğuyla eve doğru yola çıktığımız günleri unutmasa.
Şimdi ise eve her gelişimizin özlem dolu olduğu; fakat onların mutlu olmasının bizi de mutlu ettiği bir dönemi yaşıyoruz. En güzeli nedir, bilir misiniz? Her akşam bizleri arayıp sormaları... Bu koskoca odaların sessizliğini bir nebze olsun doldurmaları...
Sevginin prangalı mahkumu gibi,
Diz çökmüş önünde
Acizliğimi simgelerken
Dün gece...
Yıldızlara dek uzandı duygularım
Ve birden ölmüşlüğümü anladım.
Üzerimde yılların bıraktığı tortular
İçimde kaybetme korkuları
Sona ermez mi artık
Hep sana deyişlerim,
Neden beni vuruyor attığım güller
Evren mi yanılıyor ben mi yalanım?
Boynu bükük durur şimdi sümbüller
Niçin hep buz gibi soğur bir yanım.
Ne güzel olurdu güneşe karşı gülümsemek
Aya karşı düş kurmak
Hep seninle uyanmak sabahları
Ne güzel oludu yaşayamak,
Emanet verilen hayatı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!