Taş olsa çatlardı, toprak olsa yarılırdı, Ama bir ana göğsünde taşır o dağı. Gitmek sadece bir adım değil, ölmektir bazen, Kopar mı sanırsın o kanın görünmez bağı?
Dünya bir yana çekilir, evlat bir yana, Tırnağı taşa değse, ananın ciğeri yanar. Bırakmak kelimesi sığmaz hiçbir lisana, Gözü kapalı olsa da yine evladını arar.
Ne rüzgâr unutturur kokusunu, ne yıllar, Etten tırnak kopar mı, kopmaz o sızı. Analar evladını bırakmaz, gömer içine, Alnına kazınmış en derin, en dilsiz yazı.
Kalbe dokunurken destur demek gerekir, Bir ömürlük yolda sırdaş olmak için. Sevgiyle örülen ağlara düşmek değil, Saygıyla yücelen bağlara yürümektir.
Aşk dediğin önce hürmet, sonra sabırdır, Yaralı ruhlara en şifalı tabirdir. Bir emanet gibi taşımalı sevdaları, Yürekten içeri sızan o sonsuz şiirdir.
Her adımda incelik, her sözde nezakettir, Gizli bahçelerde açan çiçekler gibi. Korkmadan, güvenle yeşeren umutlardı, En saf haliyle ruhu bürüyen duygulardır.
Enkaz Altında Düşler
Bir çocuk saflığıyla kurduğum o dünyayı, Tek bir vedaya sığdırıp yıktın da gittin. İçimde yeşerttiğim her umut dolu rüyayı, Karanlık bir geceye mahkûm ettin de gittin.
Dokunsan kırılacak camdan kanatlarım vardı, Gökkuşağına uzanan masum bir inadım vardı. Gönlümün her köşesi senin adınla yardı, Hepsini birer enkaz gibi bıraktın da gittin.
Şimdi gözlerimde yaş, dilimde bitmez bir sızı, Söndürdün içimdeki o en parlak yıldızı. Hangi el silecek kalbimdeki bu derin izi? Masumiyetimi benden çaldın da gittin
Gümüş bir kafes, tavanı kristal Yıldızlar uzakta, hepsi birer masal Kanatlarım tozlanmış, uçmak yasak bu yerde Rüzgarın kokusu kaldı, tozlu bir perde
Ah, esir peri, kalbi camdan bir kutu Kendi şarkısında unuttu korkuyu Sonsuzluğa açılan kapının anahtarı Dökülen son bir damla göz yaşıydı
Işıklar yanar, sahte bir şölen başlar Zeminde parıldar soğuk, dilsiz taşlar Gülüşüm bir maske, sesim titreyen tel Kurtar beni artık, uzat beklenen o el
Eşsiz Temasın Sırrı
Gözler kapanır. Dışarıdaki tüm sesler, telaşlar ve dünyanın karmaşası bir anlığına susar. Öyle bir an gelir ki, ruh, başka bir ruha sığınır.
Beklenen anın sakinliği, içimde bir fırtına estirirken, parmak uçlarımda bir titreme başlar. Bu sadece bir temas değildir; bu, kayıp bir parçayı bulmanın sarsılmaz huzurudur. Sanki göğün en yüksek katından, sadece ikimiz için indirilmiş pürüzsüz, ipeksi bir perdeye dokunuyorumdur.
O an, en sıradan dokunuş bile, sonsuz bir merasim halini alır. Her lifimde, her hücremde derin bir kabul hissedilir. Sanki o ten, sonsuzluğun kapısıdır, ve ben o kapıdan, hiçbir endişenin, hiçbir kederin ulaşamayacağı bir alana adım atıyorum. Her anı kıymetli, her saniyesi mutlak ve saf bir cennettir.
Arka sıradan geldim
Şimdi telefonlarında ön sayfadayım
Eskiden ceketimde bozuk paraları sayardım
Şimdi zaman dilimlerini sayıyorum, ortadan kayboluyorum
Arkadaşlar hayran, sonra hayalete dönüşüyor
Yine de kadeh kaldırıyorum, çayımı yudumluyorum, odaklanıyorum
Kalbine kimi aldın da beni ittin
Ey sevdiğim
Gönül sarayımın surlarını bir bir devirdin
Sana çıkan yolların hepsini kapatıp gittin
Beni bu ıssız karanlığın tam ortasında bitirdin
Firari Uykular
Sen öldükten sonra uykularım firari
Göz kapaklarıma astım kederi
Ne bir ses teselli, ne bir nefes çare
Yokluğun düştü içime, pare pare
Dışarıda camları döven o eski fırtına,
Yine kar serpiyor şehre, ince ve narin.
Hani işten çıktığında, o buz kesmiş akşamda,
Ruhunu ısıtan o gölge bendim, hatırlasın kalbin.
Adımların hızlanırken rüzgarın uğultusunda,
Gözümün yaşını kuruttum sandım,
Aklımı yalancı teselliye saldım.
Gülüp geçmeyi denedim, yandım,
Kendi yalanıma kendim inandım.
Gönül yarasına derman bulamadım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!