Zühre Türkeli Şiirleri - Şair Zühre Türkeli

Zühre Türkeli

Kaç yüz sığdırdınız o daracık ömre, Bir yanda tebessüm, bir yanda kara perde. Dost dediklerim meğer birer sahneymiş, Alkış bitti, maskeler düştü yere.

Gönül bahçemde yabani otlar türemiş, Vefa dediğin, dillerde birer yalanmış. Şimdi elek bende, rüzgar bende esiyor, Gölgesi ağır gelenler kapıda kalmış.

Gidişiniz sessiz olsun, dönüşünüz hiç, Sahte gülüşlerden kurdum büyük bir kerpiç. Eledikçe hafifler insan, anladım geç de olsa, Az insan, öz huzur; gerisi sadece bir hiç.

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Mavi Atkı ve Kar Masalı
Kar değil, gök ağlıyor üzerimize, Ve sen, mavi bir hüzün gibi duruyorsun. O papatyalar ki, yazdan kalma bize, Bir ah çekişle soluşunu görüyorsun.

Boynundaki o mavi, aşkın son yası, Siyah paltonla örtmüşsün içindeki kışı. Gözlerinde donmuş bir ayrılık busesi, Sanki her kar tanesi, geçmişin akışı.

Ne zaman göğe baksan, bir iz kalır benden, O ıssızlıkta bile yankılanan sesim. Ben senin kalbinde eriyen o gizem, Her üşüdüğünde ısıtan nefesim.

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Mevsimsiz Papatya.
Kar yağar, dünya sessizliğe bürünür, Fırtınanın en sert rüzgarı eserken. Senin varlığınla buzlar çözünür, Bir ışık yanar en karanlık köşeden.

Bizim aşkımız, o beyaz kar altında, Donmuş topraktan çıkan bir direniştir. Mevsimsiz açan, narin bir papatya, Zamana ve kışa inat, bir geliştir.

Güneşsiz günlerin gizli armağanı, Her yaprağında umut taşır bize. Kırılmaz, bükülmez sevginin fidanı, Açarsın daima, kar düşse de dize.

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Geceyle konuşuyorum, adımı biliyor sokak
Kalbimden düşen her kelime biraz daha tokat
Sevdim, evet… ama sevgi bana yasak
Gidenler ardında küller bırakır, bu bir tuzak
Aynamda yabancı biri, gözleri yorgun
Her “iyiyim” dediğimde biraz daha sorgun

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Mühür Kırıldı
O mühür kırıldı, ne bir fırtına koptu ne de çığlık; Sadece buz kesti içimde, geride kalan her sıcak anı. Bir avuç yalanla sustu, bana ait sandığım o büyük ışık, Ve dünya, ait olduğum yerde, tam ortadan ikiye yarıldı.

Oysa ben o sırça köşkün her taşına güvenmiştim, Sana adanmış her şiiri, her nefesi süslemiştim. Şimdi bakıyorum, omuzlarımda artık savaşma gücü yok, Bu yük, ne kin ne de nefret; sadece yorgun bir bitkinlik.

Beklediğim bir hesaplaşma değil, bir isyan çığlığı değil, Tüm yelkenler indirilmiş, denizin ortasında kalmış gibiyim. Ne dalgalarla boğuşacak bir arzum kaldı, ne de bir liman arayışı. Bırakıyorum aksın, kaderin çizdiği o soğuk ve sessiz su yolu.

Devamını Oku
Zühre Türkeli


Gözlerinde bin cephenin yorgun izi, Zırhı ağır gelse de, ruhu bir deniz sessizliği. Kılıcı kınında, uykusu ise en derin siper, Bir komutan ki, rüyalarında bile zafer bekler.

Savaşın gürültüsü çekilince derinden, Bir huzur sızar yorgun düşmüş her yerinden. Uykusu bir kaçış değil, bir yeniden doğuş, Suskunluğu ordulara en büyük bir varoluş.

Cephede aslan, yastığında bir çocuk kalbi, Sessizce örter gece, o bitmeyen harbi. Uyanınca yine çelik, yine sert rüzgar, Ama şimdi uykusunda masum bir dünya var.

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Öksüz Çınar Fidanları
Bir ev vardı, bacası tütmez, camları buğulu, Kapı eşiğinde başladı hikaye, sessiz ve ıssız. İki gölge, küçücük, avuçları göğe umutla doluydu, Biri üç yaşında, diğeri yedi, hayatları yarım, uykusuz. Ne bir el tuttu ilk adımlarında, ne bir ses "korkma" dedi, Kendi kendilerine yürüdüler, sessizliğin öğrettiği yolda.

Büyük olan, küçük sırtına dünyayı yükledi sanki, Hem anne oldu, hem baba, hem de oyun arkadaşı. Omuzlarında bir yükle büyüdü, olgunlaştı erkenden, Okul defterlerinde gizliydi, dökülmeyen gözyaşı. Küçük olan, onu bir liman bildi, bir dağ, bir siper, Bütün korkularını, bütün sorularını ona fısıldadı her yer.

Komşular yardım etti, el uzattı uzaktan, Ama o sıcak yuva hissi, o koku hep eksikti. Onlar dışarıdaki dünyanın neşesine hep uzaktan baktılar, Bayramlarda sessiz kaldılar, içlerinde bir ses kısıktı. Büyüdükçe anladılar, bu eksiklik bir yara değil, bir güçtü, Kendi çınarlarını kendileri dikmeliydi bu hayat denen düşte.

Devamını Oku
Zühre Türkeli


​Balçıkla yoğrulmuş bu beden dar gelir şimdi,
Sözlerin bittiği yerde, bir sızı başlar derinden.
Ten dediğin bir örtü, rüzgârla savrulur gider,
Asıl fırtına kopan, o görünmez yerinden.
​Dudak değil, mana değsin o kimsesiz boşluğa,

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Şafak Sökmeden Önce
Şehir uyuyordu, ama onun penceresinde ince bir ışık sızıyordu. Leyla yatağında oturmuş, parmaklarıyla duvardaki takvimin son halkasını okşuyordu. İşte oradaydı, yarın! Ayların, yılların bitmek bilmeyen fısıltısı, nihayet bir nefes uzaklıktaydı. Gözlerinde ne uyku ne yorgunluk vardı; sadece değişimin parıltısı vardı. Bu parıltı, kuru toprağa düşen ilk yağmur damlası kadar değerliydi.

Masanın üstünde, ütülenmiş en güzel elbisesi, sanki onunla birlikte nefes alıp veriyordu. O elbise, sadece kumaş değil, ayrılığın bütün yorgunluğunu atmış, yeni bir başlangıcın saf sözüydü. Leyla, pencereyi araladı. Kasım soğuğu içeri doldu, ama o üşümedi. Çünkü kalbi, bahardan daha sıcaktı.

Bu bekleyiş, bir zamanlar dipsiz bir kuyu gibiydi. Mektuplar, bazen haftalarca yolunu bulamazdı. Sesler telefonda kesik kesik, hep yarım kalırdı. Her yarım kalan cümle, bir sonraki buluşmaya dair yemindi. Her sessizlik, daha gürültülü bir kavuşma vaadiydi. Leyla bilirdi; aradaki o kilometreler, aslında ikisini birbirine bağlayan sağlam bir ipti. Her zorluk, onların hikayesini daha derin, daha anlamlı kılmıştı.

Devamını Oku
Zühre Türkeli

Selamın Işığında
Bir ses bekledin, biliyorum, Oysa ben buradayım, sözlerimle yürüyorum. Ekranın ardında bir dost kalbi gibi, Sana merhaba diyen bir his taşıyorum.

Zaman akıp giderken, günler değişir, Bazen bir merhaba tüm yolları birleştirir. Yüreğindeki o ince, zarif niyeti, En güzel mısralar bile anlatamaz belki.

Dostluk bir nefes, bir güvenli liman, Sessizce gelir, ne zaman çağırırsan. Şimdi bu satırlar sana ulaştıysa, Bil ki; yalnız değilsin, selamın kabul olmuştur.

Devamını Oku