Camdan Yüzler:
O, bir zamanlar Güneş'ti. Hayatın her anını aydınlatan, içten gelen bir neşeydi. Ben, onun gölgesinde huzur bulan, varlığıyla tamamlanan Zemin’dim.
Her şey, o mevsimsiz akşamüstünde değişti. “Bir bahar akşamıydı, yalanın ilk tohumu...”
O anı net hatırlıyorum; kapıdan girdiğinde, yüzünde her zamanki gülümseme vardı ama gözleri, gözleri farklıydı. Sanki bakışlarının arkasına kilitlenmiş, söylenmemiş bir sır taşıyordu. İlk kez, o an, güven denen hissin avucumdan kayıp giden ince kumlar olduğunu anladım.
Keça delal, çavreşa min
Tu bûyî wek berf û baran
Dilê min bo te lê dide
Seninle cehennem ödüldür bana demiş ya hani birileri, Ben seninle bu hayatta cehennemi zaten yaşadım, her gün öle öle... Bir ömür boyu sırtımda taşıdım o ağır zincirleri, Ruhumun yangınlarını dindiremedim, sustum binbir çileyle.
Avuçlarımda köz tuttum, adına sevda dedim sustum, Karanlık gecelerde kendi sesimin yankısında boğuldum. Ben bu dünyada senden yana her zerremle yoruldum, Artık ne bir bekleyişim var, ne de yarım kalmış bir hevesim.
Adalet bu kirli sofrada bize hiç uğramadıysa, Vursunlar mührü bu ömrün en karanlık sayfasına. Şimdi tek duam, tek dileğimdir ulu divanda; Bizi cennette ödüllendirsin Tanrı, huzurun kollarında.
Hangi cennetin bahçesinde yetiştin adam,
Kokunun değdiği her yeri bahar sanıyorum.
Yüzüne vuran o nurlu ışıkla, rüya sanıp uyanmaktan korkuyorum,
Sen içime bir düş gibi düştün düşeli,
Gözümdeki bu dünya, başka bir âlem sanki.
Adını andığım her an göğsüm daralır,
Ezelden bir nura düştü yolumuz,
Cihanı sığdıran darın içindeyiz.
Söylemez dillerde gizli halimiz,
Sükût eyleyen o varın içindeyiz.
Yedi kat gökleri süzdük de geldik,
Yalanlarına kandım, yıllarımı harcadım,
Senin gibi vefasıza canımı adadım.
Gözümdeki yaşları silen olmadı bir gün,
Ben senin aşkından kaç defa yaralandım.
Yılan Dağı'nın eteklerinde duran an, Hafızada bir ışık, taze bir ferman. Karşıda Erciyes, heybetli, bembeyaz, Soğuk rüzgâra inat, kalp taşıyor biraz.
O küçücük bağ evi, bir sığınak gibi, Sıcak dostlukların demlediği tarih. Sobanın üstünde yanan o közün sesi, Dışarıdaki dünyanın unuttuğu nefesi.
Pencereden süzülür Kayseri'nin ışığı, Senin gözlerinde durur zamanın akışığı. Ne yürüyüş ne koşu, sadece durmak yeter, Hayatın en sade güzelliği seni davet eder.
Demek gidiyorsun, bir veda bile sığdırmadan heybene,
Gözlerimde bıraktığın o sisli kederle...
Git hadi, durma buralarda artık,
Dert ile dermanı bir dalda gördüm, Gülümseyen çiçeği bir halde gördüm. Zühre’yim, gönlümü sevdaya verdim, Şifayı yaprakta, balda gördüm.
Ak elbisem giydim, çıktım bağlara, Dutun karasını sordum dağlara. Lekesi kalsa da benzer çağlara, Vefayı tuttuğum daldan gördüm.
Gidişlerin tozunu yutarken dimağım,
Sarsılır sandılar o koca dağı.
Yıkılır, ufalanır, bir avuç kül olur,
Derdini bir kefene sarar da... ölür dediler.
Ama bak;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!