Zâr-ı Kârım
Bir kırık mevsim gibi düştü ömrüme zaman,
Sessizliğin koynunda büyüttüm her figan.
Ne bir vefa kaldı geriye ne de eski baharım,
Ben kendime sürgün oldum ey Zâr-ı Kârım.
Geceler omzuma çöktü dağlardan ağırdı,
Yüreğimde saklı yangın yıllarca sağırdı.
Kimse bilmez hangi acı hangi derde çağrım,
Külümden bir ömür ördüm ey Zâr-ı Kârım.
Dost bildiğim yüzlerde nice gölgeler gördüm,
Bir tebessüm uğruna kaç kederi örttüm.
Yol dedikleri yerde yalnızlıktı diyarım,
Kendi izime tutundum ey Zâr-ı Kârım.
Ne çok yara taşıdım görünmeyen yerimde,
Ne çok fırtına koptu suskunluk seferimde.
Her düşüşümde yeniden doğdum kendimle,
Yıkıldıkça güçlendim ey Zâr-ı Kârım.
Şimdi rüzgâr anlatır eskiyen hikâyemi,
Yıldızlar ezberlemiş içimdeki matemimi.
Kaybettiklerim değil beni ben yapan halim,
Eksiklerimle tamamım ey Zâr-ı Kârım.
Varsın zaman eskitsin hatıralarımı tek tek,
Bazı izler silinmez, bazı yollar dönülmez pek.
Ben gönlümün harfleriyle yazdım bütün kararım,
Acıya mühür vurdum ey Zâr-ı Kârım.
Ve gün gelir suskunluğum da dile gelir belki,
Karanlığın bağrından doğar en parlak şafak ki.
Ne pişmanlık taşıyorum ne de kinle Fani,
Yaralarımdan öğrendim ey Zâr-ı Kârım.
Kayıt Tarihi : 4.06.2026 16:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!