Sararmış birkaç parça gülümseten anı.
“Sevmekmiş cezam, düştüm ortasına,
Toplasam eksik, yetmiyor sana.
Üstümüzde mavi gökyüzü, altında ben;
Eylül iner yine sessizce camıma.
Adını dedim, sustu sokaklar.
Bilge kişi sorar: “Sizce aşk nedir? Bakarken kıyamamak mı yoksa baktıkça doyamamak mı?”
Şair duraksamaz; zaten düşünecek bir saniyesi bile yoktur, o artık aşkın bizzat kendisidir. Şöyle cevap verir:
“Bakarken kıyamamak desem eksik kalır, baktıkça doyamamak desem o hiç olmaz. Aslında aşk, daha önce tanışmadığın bir duygu selidir; bir kabı yoktur, sığdıramazsın hiçbir yere. O, sadece diğer yarınla birlikte omuzlayabileceğin mağrur bir yüktür; tek başına sırtlanmaya kalksan canın yanar, taşıyamazsın. Gecelerin içinden ağlayarak geçer, gündüzlere adım adım ulaşırsın. Elinde bembeyaz bir tuval, neresinden başlayacağını bilemeden, derin bir nefeste ‘acaba’lardan geçip ‘keşke’lere sığınarak sadece onun ismini yazarsın.
Bir özlemdir aşk; bazen sabah melteminin o doyumsuz serinliği, bazen de ellerini ilk defa tuttuğunda yüzünde beliren o utangaç pembelik... O an anlarsın ki sevgi artık karşılıklıdır. Kaygılar ansızın dağılır, içini uçsuz buçaksız bir huzur kaplar; ilk defa gülmekle ağlamak arasında kararsız kalıp şaşırırsın. Aslında aşk; sonsuz maviyi gözbebeklerimizle kalbimize sığdırmaktır ve bir daha asla tek başına ağlamayacak olmaktır.”
İki yarım bir tam eder,
"kırık bir kalp iyileşir" derler,
aslın da derler ha derler de nasılsın demezler!
Geceden siyah bir kalple nasıl yaşanır?
Kalplerimiz suyun temizleyemediği tek yer,
Neler olur Orada neler!
Düşüncelerimiz hiç olmadığı kadar sisli—
birbirimize benziyoruz
ve kendimize yabancıyız bir okadar.
Bir miyiz?
Karşı durmalı bazen kendine insan,
bazen de sadece susmalı.
Tamam!
Nereden başlayalım?
Az sevdiklerimden mi,
yoksa çok sevdiklerimden mi?
Baharda sevip,
eylülde terk ettiklerinden mi?
Gündüzü Gördüm, Geceyi Sevdim!
En Bilindik Yollarda Yürüdüm,
Yüzünde Acının Kırkbir Çizgisi,
Dilenen Kadınlarda İrkildim,
Ben! Çocuktum Bir Zamanlar Yitip Gittim,
Baktım Yaşamın Kenarından,
Adam düşündü!
"Üsküdar’ı geçen bırakıyormuş atı arkada!"
Bir şiire de böyle mi başlanırmış?
Sonra da söylendi kendine!
Hatırladı bir bir unutmak istediği ne varsa;
Her nefesin sonunda geriye kalan yorulmuşlukları,
Sessiz olmam lazım… çok sessiz.
Parmak uçlarımda yürüyorum,
duymasın istiyorum hüzünler beni.
Ya duyarlarsa yine sensizliğimi,
en zayıf ânımda
Sessiz olmam lazım… Çok sessiz.
Parmak uçlarımda adımlarım, yürüyorum.
Hüzünler duymasın istiyorum beni.
Toprağın soğuğu tırmanıyor bileklerimden.
Ekmek: Bir parça yorgunluk, biraz buğday dökümü.
Güllerin sarısı "bir tebessümde" büyüyor,
Gıcırdayan sandalyenin geometrisini gitgellerimle ölçüyorum,
Eski romanlar okuyup yine kendimi heceliyorum.
Sancılarım arttıkça ağaçlardaki yaprakları sayıyorum:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!