Adam düşündü!
"Üsküdar’ı geçen bırakıyormuş atı arkada!"
Bir şiire de böyle mi başlanırmış?
Sonra da söylendi kendine!
Hatırladı bir bir unutmak istediği ne varsa;
Her nefesin sonunda geriye kalan yorulmuşlukları,
Saniyelerin dakikalara, dakikaların hasrete savruluşlarını...
İzlemişti günlerce,
Gözleri yaşlı bir Anadolu şehrinde.
Ona göre her gün aynıydı salı;
En sevdiği gün olmasından kaynaklı.
Gölgesine sığındığı bahtıyla yine küs,
Bir aşağı bir yukarı adımladı.
Elinde kitabı,
Konusu:
Ismarlama bir aşktan geriye kalan,
Düşlerinden korkan bir kalpti bedeninde taşıdığı.
Hangi kitaba sığardı dağılmış yaşamı?
Bir ceket yeterdi giderken,
Dudaklarını ısıtacak eski bir türkü,
Kuytusunda biriktirdiği birkaç yaralı "ah!"...
Koltuğunun altında en sert kışlardan kalma kederleri,
Üstelik solmuştu gülüşünün ihtişamlı rengi(!).
Geçmişin acıları sardı giyince hayalleri!
Kalbinde umudun kokusu,
Hatırlayınca gülüşünü, artıyordu özlemleri.
"Adam gibi bir kadını" yaşıyordu geceleri.
Çarpışınca masayla bakışları,
Kaplıyordu bir matem bedenini.
Uyuyordu mışıl mışıl kalemler,
Şiirlerini yazdığı o eski defter!
"Boş ver," dedi hepsine, "Boş ver!.."
Yüzünü görmemek için ters çevirdiği telefon, şimdilerde en yakın düşmanı(!).
Zormuş geçmişle bugünü birbirinden ayırmak!
Nasıl da karmakarışıktı etraf! Duyguları tepetaklak!
Ezerek dudaklarının arasında "Yazık," diyebildi kendisine, "Yazık!.."
Değişmiyormuş insanın bahtı, değiştirmeyle yastığı!
Kirli bir yaşama sığdırılmış mutlu birkaç anı,
Dünden bugüne hepimizin hayatı...
Aklından geçirdi: "Ha bitti ha bitecek, günler sayılı."
Yağmurdan saklanan su damlası kadar saçmaydı tüm yaşamı!..
Taze bir ekmeğin bölünmüş parçasıydı adam;
Sıradan, nimet olamayan...
Tamlanmak! İki yarım elmanın bir elma olabilmesi değilmiş, kabullendi!
"Tamamlanmak," unutuluş hakikatinde anlamsız can sıkıntısı!
Duruyordu dolabında yeni mumlar, eski mumlar;
Biriktirmişti bir zamanlar,
Çeşit çeşit hasret kokan mumlar!..
Sol cebinde tam da bir mumluk yer var;
Alsa bir tane yanına ne zararı var?
Artınca özlemleri bir kibrit çakar da yakar!
Tükenirdi mum ile yaşamı tekrar tekrar!..
Unutmuyordu ruhuna saplanmış zehirli bakışı.
Yokladı elleri askıdaki pembe ceketin ceplerini,
Hâlâ duruyordu tertemiz duygular.
Yarım bir busede yaşadı dünlerinde ayrılığı,
Gölgeler arasında bırakıldı,
Evvel zamanlardan kalma alışkanlıklar.
Rüzgârlara serdiği gözyaşları,
Nasıl da ıslaktı ilk günkü kadar!
Aynıydı unutmak için zamana bıraktığı her şey;
Söylendi: "Değişen sadece kullar!.."
Ne rüzgâr ne gözyaşı ne de tanıdık eski bulutlar değildi eskisi kadar kutsal!
Bulutlara bakar, isimler verirdi oysa bir zamanlar:
"KADIN", "ADAM", "ÇOCUK", "FIRTINAYA YASLANMIŞ BİR DOLU UMUT..."
Yoktular orada artık!..
Acımtırak bir tebessümle güldü,
Sonunda hepsi bitti(!).
Kahverengi ağaçtan solmuş mor çiçekli bavuluna durmaksızın kattı;
Tıka basa da olsa hasretleri yanına aldı.
Bir sıkıntı çöktü yüreğine,
Kılınmamış sevdanın namazı
Öylece duruyordu.
Acaba, keşke, umut, sitem... Tozlu zamanlardan gelen nice eski dostlar!..
Musalla bekliyordu!
Uzandı bunca karmaşada son kez yatağına,
Oturdu süslü matmazel aklının tam ortasına...
Kayıt Tarihi : 6.05.2021 00:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!