Kendi kuytusuna sürgün edilmiş bir ruhtu bendeki,
Adının harfleriyle çizilmiş o görünmez hudutları fütursuzca çiğnerken.
Seni ağır bir vebal gibi göğsümün en saklı hücresinde büyüttüm,
Biliyordum; bu çekim bir kurtuluş değil, zihnin kendi celladına sarılışıydı.
Işığın uğramadığı o çorak vadide, varlığın üzerime çöken ağır bir hükümdü,
Yine de adımlarım sakınmadı sakatlanmaktan, sana çıkan o dikenli patikalarda.
Göğüs kafesimde çırpınan o dizginlenemez heves,
Kurgulanmış tüm akıl surlarını devirdi birer birer.
Sükûnetin iklimi bu şehri teker teker terk ederken,
Ben senin kurduğun o yakıcı girdabın müebbet sakini olmaya ant içtim.
Ateşin alfabesini öğrendim adını fısıldarken,
Sana çekilmek, kendi yıkımına gözü kapalı rıza göstermekti;
Sana varmak, sığınakların kapısını kendi ellerimle ardına kadar kapatmaktı.
Diz çöktüğüm o karanlık adakta saklıydı kaderim,
Herkesin köşe bucak kaçtığı o nihayetsiz azaba ben kucağımı açtım.
Kendi mühürümle onayladım cehennemin en dip katındaki o ağır akdi,
Çünkü senin yokluğunun gölgesi, var olan tüm yangınlardan daha bıçak sırttı.
Sevmek dedikleri bu girift yemin,
Bazen bir şifa değil, kendi felaketine bile bile iltica etmekti.
Şimdi durup baktığımda geride kalan o ıssız enkazın katmanlarına,
Nedamet duygusu bile sızamıyor içimdeki o kör korlara.
Bir tutkunun en mukaddes ve en affedilmez vebalidir belki de;
Göz göre göre mahvolacağını bilip de
O yangının tam kalbinden tek bir adım bile geriye atamamak...
Ve ben,
Kendi ipimi çektiğim o ilmeğin düğümünde bile,
Hâlâ senin parmak izlerini öpüyorum.
Kayıt Tarihi : 10.08.2026 11:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!