Doğrul ey yetimlerin ahı, doğrul ey toprağın teri!
Göklerden gelen o ses, uykuları dağıtan bir ihtilaldir.
Hira’da yankılanan nida, sadece bir tesbih değil,
Ebu Cehillerin saltanatını yıkan o büyük zelzeledir!
Cahiliye dediğin, sadece putlara tapmak mı sandın?
Gözlerin bir mısra başıdır,
Gülüşün sığmaz bu kağıda.
Aşkın ömrün sabır taşıdır,
Adın yankılanır dağda.
Gönlümde bir nisan telâşı,
Seni düşünmek;
Karanlık bir dehlizde paslı bir çiviyi sökmek gibi,
Hani o kör kuyularda birbirini bulan iki sağır dilsizdik,
Senin karamsarlığın benim efkârıma değdi de
Yaralarımızdan güneş sağdık, çiçeğe durdu bu bozkır.
Gel seninle Nurhak’a çıkalım,
Gel seninle türküler çığıralım,
Savrulsun saçlarımız rüzgarda,
Yürüyelim şu güneşli kulvarda.
Karlı başı göğe değer heybetle,
Cesurdun giderken, arkana bakma,
Yıktın şu gönlümü, bir daha yakma.
Mühürle kapını, açık da bırakma,
Gittiğin o yollar, dar gelir elbet.
Bir katil misali, döndün mü geri?
Orkide
Kalbimde bir sırdır adın ey yâr
Gönlümde hicrânın sessiz bahâr
Bir nazarın yeter ömrüm karar
Orkide, sana meylim inkâr değil
Yüzümde boyalar, sahte bir bahar,
Sadece düşünce çalarsın kapı.
Eğlencen bitince dünya bana dar,
Sende hiç değişmez bu bencil yapı.
Bir palyaço gibi güldürdüm seni,
Ruhumda bir ukde, dilimde nâle,
Gark oldu bu gönlüm sonsuz melâle.
Mecnun’u düşüren o kor misâle,
Düştüm ki muradım seni sensemek.
Lâ-mekân içinde kaldım bî-karar,
Kalbimde bir ağrı, durmuyor yerinde,
Sanki bir uçurum, en uç derinde.
Söylenmez sırlarım, saklı serinde,
Nefesim kesilir, geçer galiba.
Yutkunmak bir bıçak, saplı gırtlakta,
Bir bebeğin gülüşünü seviyorum,
Daha kirlenmemiş bir sabah gibi.
Dünyaya küsmemiş bir bakışı var,
Bana “her şey bitmedi” diyor gibi.
Güneşin denize değdiği anı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!