Güneş tepede camları eritiyor,
Asfaltın kokusu geniz yakıyor ama içeride başka bir dünya var.
Mutfak tezgahının üstünde devasa, yeşil bir kütle,
Bıçağın ucu dokunduğu an "çat" diye ayrılan o ses...
İşte yazın gerçek müziği bu.
Bir koku kaldı odada.
Ne sen varsın ne sesin.
Perdeler bile hatırlıyor
Saçlarından geçen akşamı.
O an geçmiştir çoktan, sesler susmuş, yüzler dağılmıştır
ama günlerden bir gün, hiç hazırlanmadığın bir anda
aynı koku çıkar karşına
bir anlığına dünya durur, zaman ceketini asar bir yere
çünkü o koku sadece koku değildir
bir bakışın artığıdır, bir cümlenin yarım kalmış son hecesi
Siyah bir perde inmiş, gökyüzü dilsiz mezar,
Sizin mahzun yüzünüz, içimde fırtına var.
Gözlerim utanç duyar, bakarken bu dünyaya,
Ruhum sizinle ağlar, dalarım bu rüyaya.
Bir renk nedir bilmeden, yürürsünüz bu yolda,
bir kule yükseldi vaktiyle
taşı kendi ağırlığını unuttu
gölgesi serinlik sandı herkes
oysa güneşi kesmekten başka bir şey değildi
içinde bir ses vardı
Malatya, kalbimin en kadim kenti,
Bizi bir araya getiren, yolları vuslata ekleyen şehir.
Sen ki en güzel aşkların, en saf bekleyişlerin çıktığı,
Haziran sıcağında ruhuma değen o serin gölgesin.
Hatırlar mısın?
Takvimler mayısı fısıldıyor şimdi,
Gök henüz yıkanmış, sokaklar ıslak.
Sesin bir rüzgâr gibi camımda sönüyor,
Zaman, tam şuramda kırık bir bıçak.
Biliyorsun, bir doğum günü yaklaşıyor,
Haklıyım desem de dilim varmıyor,
Gönlümdeki yara huzur vermiyor.
Kimse bu halimi hayra yormuyor,
Suçluya borçluyum, kalbim utanır.
Yüzüme vurulur en saf niyetim,
Eskiden dedemin bir "sözü" vardı, senede bedel,
Şimdi her ağızda bin yalan, her köşe başında bir zelil.
Ar, edep dedikleri rafa kalkmış, toz tutmuş;
Cibiliyeti bozuk bir nesil gelmiş, aslından kopmuş.
Kökünü kurutmuşlar o koca çınarın, gölgesine tükürerek,
Adamlık dediğin artık pazarda mezat, boyun bükerek.
Kapım sana her daim açık
Şimdi kovuyorum seni yâr
Ama yarın mutlaka geri gel
Bugün varız yarın muamma
Ne zormuş seni sevebilmek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!