vazgeçtim bütün vazgeçişlerden,
elem ve kederden,
ellerim boş görünse de yüreğim vardır,
kavim göçlerinden bu yana,
olmuşsa da yerle yeksan,
nice kalıntılar varsa da üstünde,
Günün öğle vaktiydi sanırım
Bir koku yayıldı etrafa asumandan
Aşağı,güzel bir meyve tadında
Hani baharları taze taze açar ya çiçekler
Toprağın rengarenk resmi gibi
Bir fotoğraf düştü asumandan
Yok dedi cihan parçası yok
senden gayrısına varamam
tutamam başka elleri saramam
adımın çizilmiş üzeri mapuslarda
ne yapayım,gayrısına ne diyeyim.
'Asrın en kötü insanıyım ben
Asrın en cahil
Hitlerin ayak yolunda
Musolininin şapkasında
Napolyonun cebinde
Bilmem başka kimin neresinde
ben maviş bir çocuğum
denizin dalgasının gözleri
haritalarını çizerken krallar
kendilerinin olmayan toprağı
paylaşırken savaşın sancağının altında
bombalar evlenirken kanla
ben Cengiz'im
ben Han'ım
efendiyim ben
köleyim..
saçlarım uzun olsa da kadın misali
‘‘ Hey delikanlılar şimdi kulak verin biz koca ihtiyarların anlatacaklarına. Cahillik engelini aşamayan bilgelik yükünü taşıyamaz.’’
Şimdi söylüyorum işte kulak kabartın. Dinleyin selametin sükun ettiği bu geceyi ve selamete çevirin gündüzlerinizi. Arşın altında ki değerli hazinelerinizi koruyun ve kollayın. Onları tarumar eylemeyin, tarumar etmelerine izin vermeyin. Ve yolunuzu hem gönlünüzün çizdiği hemde aklınızın olur dediği yöne çevirin. O taraftan yol alın. Orayı kendinize siper edin. Bulunmaz dehlizlerde bilinmeyen duvarların diplerine aklınızı kalkan yapmayın. Çürük kalkanların arkasında bedeninizi bir savaşa yollayıp lime lime ettirmeyin. Ölçüsünü yüreğinizden dokuduğunuz ipliklerle yapın yolculukları. En değerli misafirhanelerde velileri değil her zaman çoğu zaman en delileri misafir edin ve onlara gösterin konukseverliğinizi ve kadirşinaslığınızı. Onları mahcubiyet mertebesinde yalnız bırakmayın ve kendinizi mahcupluğun göstergesiyle mütevaziliğin azizliğindeki çizgi de nasıl koruyacağınızı bilin.
Ve söylüyorum size hangi gece gündüzün yükünü sırtında taşıyabilir. Hangi gündüz gecenin ağırlığını yüreğinde her daim sürükleyebilir ve kendisini kendisine siper eyleyebilir. Kadim bir gelenekten, kadim bir gelecekten, geleceği önüne yol kılmış kadim bir geçmişten başka ne olabilir ki. Sordum günün birinde bir adama: ‘ ey kendini şahı sultan zanneden, dünyaları yaratmış da elinin tersiyle onları yok edebileceğini söylemeye cüret edebilen sahipsiz bilge sen mi taşıyorsun onu sırtında yoksa sen mi onun sırtında bir fazlalıksın.’ Ve söyledi kendini kendine zapt eden, kendinde kendini yarattığını zanneden zavallı Adem:‘ Andolsun ki benim şanım yücedir. Ben kendimi layıkıyla zapturapt eyleyen biri oldum. Ve göğün yedi katının altısını da gördüm. Ben senin lüzumundan fazlasıyla gerekli biriyim ve seni kendime zapturapt eylersem bir daha konuşamazsın,soramazsın ve söyleyemezsin.’
Böyle dedi göğün altıncı katmanında tepetaklak düşen ve düştüğünün bile farkında olmayan büyük bilge. Böyle söyledi kendini efendi sanıp uşak mertebesinin altında kalıp ezilen köle. Böyle konuştu gündüzü kendinde saklayan lakin gecenin en ufak deresinde boğulan,kayıp düşen,ışığını kaybeden yıldız.
Ben en çok sonbaharı sevdim
uzun uzadıya cepkenimde duran
Hafif bir rüzgarın sesiyle
Zili çalardı mahalle mektebinin
Cıvıltılarıyla çocukların
Ben en çok sonbaharı sevdim
aynada kendime baktığıma aldırmayın
ben ancak kendimle sevişirim
yüzüm tenimi görünce
ancak kendime söz geçiririm
traş olmasam da olur
Hangi aşktı yeryüzünün bekçisi
Layığın durduğu yerde miydi yıldızlar
Yoksa kapının ardındaki küfün içinde mi
Biliyorum anlamayacak kimse beni
Hep dem vururlar zaten Haşim’den de kapalı
Kapıların ardında yüzmelerdesin diye..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!