'İşveren' belledim seni,
Seni sevmek, 'işim' oldu.
Şimdi 'emekli' ye ayırdın;
Bu benim 'bitişim' oldu,,,
(2008)
Eski bir konsolun, buram buram lâvanta çiçeği kokan çekmecesinde, itina ile devşirilmiş, kar gibi beyaz çamaşırlar arasında saklı kalmış bir günlüğün, kenarları yaldız çerçeveli sayfalarında özenle yazılmış satırlar...
Yıllar, mürekkebin rengini soldurmuş, ayrıca, yer yer bazı harfler ıslanmış ve silinmiş gibi...Sayfalar arasında kurutulmuş bir gül...Sayfadaki tarih, gülün
neden bu kadar fazla, dağılırcasına kurumuş olduğunu açıkça gösteriyor.
Satırlara şöyle bir göz gezdirmeye başladığınızda, o harflerin siliniş nedenini, yanaklarınızda duyduğunuz ılık bir ıslaklıkla hemen anlayabiliyor-
sunuz ve o zaman, o kupkuru ve renksiz gül, öylesine kıpkırmızı oluveriyor ki birden...
O da, bunca yıl öncesini yeniden yaşıyor gibi...
Bir, 'akşamın hüznü' var, bir ben vardım kimsesiz...
Sensizlik, yüreğime zehir gibi işlendi.
Kuru bir yaprak düştü ağaçtan, sessiz sessiz;
Gözlerimde bir damla, sanki menevişlendi,
'Menekşelendi sular,sular menekşelendi
Odalar, yine karanlığında,
Yalnızlığınla beraber can çekişiyoruz.
Aynalar ağlamaklı,
Pikap boşuna dönüyor,
Bir zamanlar birlikte yaşadığımız
'Histoire d'un amour' sancılar içinde...
'Elma' dersem; gel bana,
'Armut' dersem; yine gel.
Hiçbirşey demesem de...
Gel ki; şu sevda dolu gönlüm öksüz kalmasın,
Gel ki; Güneş batmadan gökyüzüm kararmasın...
Gurubun bin bir rengi, titreşirken yüzünde,
Akşamların hüznünü gözlerinden seyretmek
Ve o, ilk serinlikle ürperen ellerini
Avcumda, bir kuş gibi okşamak, sevmek, öpmek...
Önce fısıldaşmalar; sevgiden, mutluluktan,
Not;
Bu şiir, altına tarih koymadığım tek şiirimdir. Hernekadar; bir 'böyyük'ümüzün
Cumhurbaşkanı olduğu,Türkçe özürlü bir bacımızın Başbakan olduğu, hayalî
ihracatın, orman yağmasının azdığı, siyasete ''Çürük','Yavşak', 'Paket' sözcüklerinin girdiği, Kardak Kayalarının ve 'Asala'nın gündemde olduğu bir zamanda yazıldığı anlaşılıyorsa da, her dönemde geçerli olduğundan,
tarih koymadım ve adını 'KLÂSİK' olarak belirledim.
İstanbul, şimdi renk renktir;
Sırtlar; baştan başa yeşil, pembe, mor, erguvan, leylâk
Boğazın suları lâcivert,
Güneş pırıl pırıldır, bilirim,
İstanbul, şimdi masallar kadar güzeldir
Ve masallar kadar uzak...
İnleye inleye eridi zaman,
Yollar, düdük uzadı.
Dağdan, taştan, dumandan bıkkınlık;
İçim mavisedi, susadı...
(1958)




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :