Gözlerin; hüzünlü bir aşk şarkısı,
Çalan saz, söyleyen diller yanıyor.
Her zerren sanki bir ateş parçası;
Ellerine değen eller yanıyor.
Göğsünde gizlenen pembe lâleler,
Yetmiş yıllık ömrümde ne çok hâneler gördüm,
Kâh irem bağlarında boş virâneler gördüm.
Haneye onur veren,içindeki gönüldür,
Kâh, çöplükler içine hoş kâşaneler gördüm.
Sevdâ, gönülde yaşar, ne nazda, ne kibirde...
Aç sîneni güller gibi, bir daha hayrân olayım,
Dök zülfünü seller gibi, sevdânla giryân olayım.
Sen şakı bülbüller gibi, her dertten üryân olayım
Bakıp geçme eller gibi, yanayım, büryân olayım.
Dayanamaz zevâline, hep hicrânı anar gönül
YORGUN YOLCULUK
Yalnızlık; geceleri şâha kalkan zebâni,
Karanlık; gözü dönmüş ve kudurmuş yabâni,
Ufukta kör bir yıldız; izini sürüyorum,
Gecenin ortasında bilinçsiz yürüyorum.
Akşamdan kalma gönlüm, sarhoş belleğim,
İçimde sırça gibi anılar,
Kadeh kadeh içtiğimiz İstanbul akşamları...
Bir yer var içimde; akşamdan kalma,
Sarhoşluktan kalma, senden kalma;
Ben, bu şehirde doğdum, bu şehirde yaşadım,
İlk sevincim, ilk üzüntüm, ilk aşkım hep burdadır.
Seni, bu şehirde tanıdım
Gözlerinde, onun havası,
Yüzünde onun çiçeklerinin rengi, kokusu vardı.
Ondan başkası anlamazdı sevgimizden;
Sen ki,
Acımasız bir İstanbul lôdosunun
Hiç durmadan kayalara vurduğu çaresiz dalga,
Sen ki,
Yüreksiz kalabalıklar içinde kalabalık yürekli yalnız,
Sen ki,
Kapalı perdeler arasından sızan bir tutam aydınlık
Lôş odamı ışıktan bir çizgiyle ikiye bölüyor.
Masamın üzerinde suyu tükenmiş eski bir vazo
Ve, içinde boynu bükük bir karanfil;
Ölüyor...
Neye yarar cânansız can. ayrı düşmüş sevdiğinden
Hazan vurmuş sevdâm yanık, bir haber yok geldiğinden.
Seni ister, seni bekler, medet ummaz başka şeyden
Hicazkârdan bir taksimdir şimdi gönlüm, dertli ney'den...
Gül ki gönlüm gülüşünde bulsun taze umutları,
Çiçeklerni kokladım hem baharın, hem güzün
Bir hercai menekşe kaldı aklımda; yüzün
Sevgi, mutluluk, şüphe, aşk, vuslat, hicran, hüzün;
Tüm âlemi dolaştım, bilmem, şimdi nerdeyim...
Giderken bıraktığın bir bakışından gibi,
Hoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :