Yüreğimin saksısında yaşatırdım seni, güz çiçeğim
Güneş bile dokunamazdı sana, sen istemedikçe...
Gözlerin gibi renk renk açardı yaprakların.
Kıyamazdım koklarken değmeye...
Mutlulukla, huzurla sulardım seni,
Her gece dudağımı değdirirdim yapraklarına,
Siz, hiç hüzün meyvaları topladınız mı kurumuş dallardan,
Hiç hüzün yağdırdı mı bahar yağmurları sizin bahçelerinize?
Ya da, hüzün şarkıları dinlediniz mi
Kumsalda sönen dalgaların sesinden?
Hiç nem vurdu mu gözlerinize
Kırık bir telekle, dökülmüş darılar yadigâr kalmış
Her bûsen, geceme bir yıldız olsun,
Gönlüme bir yıldız yağmuru dolsun.
Aşkınla, hasretle yanan bu gönül
Mutluluk sırrını bûsende bulsun...
Ey, benim gözleri hâreli yârim!
Efsanelerden gelen bir masal perisisin,
Yüreğin aşk mâbedi, sen aşk mâbûdesisin.
...............Ey, bakışı sevdâlı, gülüşü güneş kadın!
...............Nefesi alev alev, bûsesi ateş kadın!
Saçları gün batımı, üstünde yakamozlar,
Hayatı gözlerinden içerim ben, mey gibi,
Sensiz tüm mevsimler kış, baharımsın, yazımsın.
Kaybolmuş bir âlemde inleyen bir ney gibi,
Hüzün veren bir sesle, aşkı çalan sazımsın.
Gittin; sustu güfteler, sazlar gözyaşı çaldı.
Hoş geldiniz,
Sefalar getirdiniz,
Bir huzur akşamıma
Güzellikler verdiniz.
Kızıl saçlarınızla, kızıl dudaklarınızla
Bir kızıl gül yaprağında titreyen bir jale gibiydiniz.
Tanrının bizlere lûtfudur çiçek
Çiçeklerden rûha hep sevgi akar.
Sanki, 'gel, kokla, sev' deyiverecek
Çiçekler, yüzüme sevgiyle bakar.
Onun tek isteği gönülden sevgi;
Ne zaman baksam, bir deniz feneri çakar dururdu gözlerinde
Ve ne zaman yaklaşsa dudaklarım, bir kelebek konardı dudaklarından; yumuşak
Nasıl özledim, bilsen...
Yolunu kaybetmiş bir çocuk gibi
Amaçsız dolanıyorum gecenin karanlığını içime doldurarak,
Senin sevdanın yolu hem uzun, hem de pek dar,
Taşırlar mı ki beni şu ihtiyar ayaklar? .
Vuslata varmak için daha nice mevsim var,
O kadar kalmasa da takvimimde yapraklar;
Yine de deli gönlüm, yâr diye seni seçsin;
Hani, eski şarkılar vardır; güftesi hüzün, bestesi hüzün...
Bir bahâr akşamı der, Nereden sevdim ben o zâlim kadını der,
O şarkılardan damlar yüreğime hep, akşam olurken...
Bir garipliği vardır gurbette gün batımlarının,
Hani, pembe bulutların eflâtuna, eflâtunların mora çaldığı demler,
Hani, hasret kokar, buram buram yâr kokar.
Hoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :