Dolamış da kaderimi, kızıl saçın teline,
Oynar durur, yüreğimi alıvermiş eline.
Kâh bir kuru yaprak gibi rüzgârlara savurur,
Kâh bastırır sînesine, ateşiyle kavurur.
Arnavut kaldırımlı sokaklarda geçerdi çocukluğumuz,
Evcilik oynar, topaç döndürür, çember çevirirdik.
Gülen yüzlerimiz vardı güneş yanığı, daha fazla ne demektir, bilmezdik.
Huzur ve şükür bahçelerinde, kâğıttan topumuz, bezden bebeğimiz,
Ve sevdâ nedir, bilmeden sevdiğimiz sevgililerimiz.
Az mı takıldı yıldız uçurtmalarımız çam dallarına
Karanlık geceleri yüreğimde sıkarak,
İçinden damla damla ayışığımı süzdüm.
İçlerinde sevdâyı kandil kandil yakarak
Gözlerinde, gökteki tüm yıldızları gezdim.
Bir daha duymak için, sevgimi soruşunda,
Bakışında bir hüzün, sesinde biraz davet,
....................yüreğinde sıcacık bir sevgiyi sezdim ben.
O hüzünlü bakışlar, aldı,götürdü beni,
....................gözlerinde gizemli masallarda gezdim ben.
Karanlık gecelerme altın bir kolye gibi
....................yüzünü gökyüzüme yıldız yıldız dizdim ben.
İHTİYAR MAYISLAR
Erguvan rengi olurdu mayıslar bizde,
Elma baharlarına pembeler düşerdi
Ve bir kıvılcım damarlarıma, dördüncü cemre gibi
Kaynatırdı kanımı, Isınırdı içimde sevmek arzusu,
(Eskiden evlerimizde kömür sobasının üzerinde tepsi içinde ekmek kadayıfı pişirilirdi. Ve, pişmek üzereyken, ağdalı olsun diye, üzerine biraz da tozşeker serpip, hafif ateşte bir süre demlerlerdi....)
..................................
Ben, sevdâların hep ağdalı olanını sevdim;
Kanımdaki şekeri yükseltse bile
Damağımda tadı daha güçlü kalsın diye...
Rüzgar susmuş, deniz sakin, öyle bir güz akşamı,
Ellerin ellerimde, gözüm gözüne dalmış...
Denizin mavisine bir pembelik katarak
Dağların arkasına doğru süzülmekteyken
Geldi de, tam karşında durdu akşam güneşi,
Siz, kış düşlerimde çam ağaçlarımı süsleyen bembeyaz kardınız
Ve baharda gönlüme düşen her cemrede siz vardınız..
Bir pembe buluttunuz, önce nisan yağmurlarında üzerime yağdınız,
Kaçamadım o pembe renginize vurulmuştum, beni fena ıslattınız..
Sonra acıdınız mı bana bilmem,
Tutup ellerimden beni de bulutların üstüne çıkardınız;
HAYDİ, ALLAH AŞKINA
Burası Türkiye'dir, bu benim memleketim,
Burda bir tek devlet var, o da benim devletim
Bu bayrağın altında, bu toprakta yaşayan
Kürt, Lâz, Çerkez fark etmez, hepsi benim milletim.
Endülüs akşamları, kızıl saçların gibi,
Arena kumundaki kan, dudakların gibi...
Oysa, matador sendin, kılıç senin elinde,
Olle, ölüm demekti, arenanın dilinde...
Al bir şalla kandırıp çektin beni ölüme,
Hoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :