Gümüş rengi bir kumsalda, pembe-beyaz
Ayak izlerin kalmıştı; yarım yarım.
Üstünde hep o çapkın ve kurnaz
Köpükten dudakları oynaşırdı dalgaların.
Güneş, doğup batardı hiç durmadan,
Bir kucak karanfil gibi alsam seni kollarıma,
Göğsüme bastırsam;
O hüzün dolu karanfil kokun soluklarıma dolsa,
Senden başka hiçbir şey görmeyen gözlerimde
Tüm ufkum,
Saçlarınca kıpkızıl olsa
Dedem, sedirin ot minderine yaslayıp arkasını,
Tabakasından bir tutam tütün alır,
İtinayla ve keyifle sararken 'cıgara'sını;
Ninem, bağdaş kurup yer minderine,
Sürerdi 'ikilik' bakır cezveyi
Mangala, külün kıvılcımlı yerine.
Not; Güçlü lôdoslar, küçük balıkları sersemletir. Dalgalarla yarı baygın, bilinçsiz bir halde sahile sürüklenen balıklar, bazen elle bile toplanabilirler.
Ancak, etleri çok gevşektir ve makbul değildir...
' 'Seni ilk gördüğüm sahildeyim;
Lôdosun uğultusu kulaklarımda,
Teninde salkım salkım gazap üzümleri,
Gözlerinde kıpkızıl gün batışları,
Bakışların, sarhoş eden bağ bozumları.
Öyle bir harman vakti ki gönlün
Bahçende hâlâ canlı o güz gülleri
Seninle bitmeliydi düşlerim,
Hep 'sen' olmalıydın şiirlerimde,
Kadehlerimde, bir dikişte bitirmeliydim seni
Ve sen,
Hemen, kendiliğinden dolmalıydın.
GEL EY CÂNÂN
Gel ey cânân! ..Gel de şâd et ömrümün son demini,
Sen sâkim ol, ben sarhoşun, bozalım her yemini.
Peymâneler dudakların, bûselerin mey olsun,
Gel, koklayım gül dalında, pembe gonca femini...
Peymâne-i lebden içtim ben şarâb-ı lâlimi,
Serhoşunum, bîçârenim, gör perişan hâlimi.
Devâm sensin, medet senden, bir nigâh et aşk ile,
Bir tesellî bûsesi sun, unuttur ahvâlimi...
Bûselerin ateşiyle yanar yürek, püryândır,
Bir kelebek gibi siz, geldiniz habersizce,
Kondunuz yüreğime, yumuşacık, sessizce.
Sevda düştü, titredi gönlümün yaprakları,
Bu sevdâda gönlümün günahı var mı, sizce?
Güz mevsimi baharı yaşıyan güzel kadın,
Dalları basmış kiraz, çiçek açmış nar gibi...
Saçların kızıl alev, ayışığından adın,
Gönlü aşkla dopdolu, tende ateş var gibi...
Öyle bakma güzelim, inan bir hoş olurum,




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :