Televizyonda gördü domuz dölünü,
İnanamadı, yaklaştı, açtı gözünü.
Duyunca spikerden barış sözünü,
Olmayan bacağı sızladı birden.
Bu konuşan o muydu, kâbus muydu bu ?
İki dene bela var ki şu bizim köyden
Allah’ımdan düşmanıma bile dilemem
Soyu sopu belli midir, necidir bilmem
Soyunu da sopunu da göçe vermeli
Biri çanak tutarken biri kan kusturuyor
Yırtık yüzlerinde nurdan eser yok,
Kara bulut gibi ülkemde gezer dururlar.
Sessiz kalan bir güruh ki, en sinsi düşman :
Üç kuruşa ruhunu satar kahpeler.
.
Arama, dışarıda değil düşmanın,
Bir elinde yorgunluk, bir elinde kalemler,
Başını kaldırdı, durduğumu görünce.
Kömürden kara o yorgun gözler,
Sanki bir gülüşe denk gelmemiş ömrünce.
Titreyen elleriyle uzattı bir kaç kalem,
Bir bütün de yarım olsam, kim diğer yarım?
Anam mı, babam mı, belki de karım.
Kime derdim açar, kimle ağlarım?
“Buldum” dedim, bir ses kardeş deyince.
Fark etmez hangi işi yaptığı,
Emeğin teriyle yorulur eller.
Kimi maden işler, kimi toprağı.
Yine de onlar olur hep ezilenler.
İşçi bayramı ya hu günün adı,
Kırmışlar besbelli, zehir sözleri,
Oysa hep bal reçeldi dilleri,
Bir günde mi soldu onun gülleri,
Bahçesini talan eden birileri var.
Yorgun bakar olmuş, gülen gözleri,
Sükûtumdan bahsetmişsin yazdığın o şiirde,
O sükûtun sebebini yazsaydın keşke bir de.
Bir günde mi kayboldu senin saklı hazinen?
Çıktığımız yollardan sendin hep geri dönen.
Sen ancak şiirlerde böyle güzel seversin;
Kimisinin muhtaçsan da külüne,
Kimisini istemezsin ölüne.
Uzak dursun bayramına düğüne,
Sizin gibi komşu düşman eline.
Yolda görsem, selamınız olmasın,
Başını bir kaldır hele, oyuna bak oyuna!
Bu oyunu bozacak kudretin yok mu senin?
Dikmişler gözlerini Türklüğüne, soyuna;
Bin yıllık düşmanından haberin yok mu senin?
Müslümansın, tamam; dinine laf ettirme.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!