Sanma ki saltanatın bâkî kalır ey serdar,
Nice şahlar gömüldü bir avuç kara diyâr.
Taht kurup gönül yıkan, adalet diye övünür,
Lâkin mazlumun âhı arşa varır, geri dönülür.
Bir vakit ocak idin, sığınılan son liman,
Şimdi kapında nöbet tutar kibir ile zindan.
Evlat dediğin fidanı gölgende soldurursan,
Kendi bağını keser, kendi ömrünü yorarsın.
Merhameti zaaf sayıp sertliği hikmet bilen,
Kendi sesinden gayrısına kulaklarını diken;
Bilmez misin ki çınarın en büyük felaketi,
İçten çürüyen kökün sessiz ihanetidir.
Sur ördün etrafına, adına nizam dedin,
Gidenlere vefasız, kalanlara ferman dedin.
Lâkin her taşın altında bir kırık hatıra var,
Tarih susar görünür, lakin unutmaz efkâr.
Bir iskele babası misâli beklersin geleni,
Ne var ki küstürdün birer birer bütün gideni.
Rıhtımında gemi yok, limanında umut yok,
Kendi kurduğun kalede yankından başka ses yok.
Ey gururun muhafızı, ey hükmün esiri olan,
Bir gün gelir hesap sorar susturulan her vicdan.
Zira baba olmak taç değil, yük taşımaktır,
Evladın gönlünü almak, ömürlük bir bahttır.
Bugün yüksekten bakarsın, yarın devran döner belki,
Kalan yalnız hatıradır, ne mühür kalır ne yetki.
Ve tarih en sert hükmünü sessiz satırlarda yazar:
Kendi ocağını söndüren, en büyük yangını yaşar.
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 21:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!