Üstüm Başım Her Tarafım Aşk
Adapazarı'nda aşk, bir şehrin sokaklarında yürümekten çok, bir ömrü sessizce sırtlanmaktı. Sabahın ilk ışıkları Çark Deresi'nin üzerine usulca düşerken, kavak ağaçlarının yaprakları rüzgârla fısıldaşır, fırınlardan yükselen sıcak ekmek kokusu sokaklara yayılırdı. Esnaf dükkânlarının kepenklerini açar, ilk dolmuşlar garaja yanaşır, insanlar yeni bir güne umutla başlardı.
Şehir her sabah yeniden doğardı.
Ama bazı insanların içinde gece hiç bitmezdi.
Ben de o insanlardan biriydim.
Yıllardır aynı sokaklardan geçiyor, aynı kaldırımlara basıyor, aynı gökyüzüne bakıyordum. Her adımımda senin ayak izlerini arıyor, her köşe başında sesini duyar gibi oluyordum. Adapazarı büyük bir şehir değildi belki ama seni özleyen bir yüreğe bütün şehir senden ibaretti. Çark Caddesi'nin kalabalığında yürürken de, Orhan Camii'nin avlusundan geçerken de, yağmurun toprağa sindiği o eski sokaklarda dolaşırken de seni görüyordum.
Şehrin her köşesi senden bir şey saklıyordu.
Kimi zaman bir bankta unutulmuş sessizliktin.
Kimi zaman vitrana yansıyan hayal.
Kimi zaman da akşamüstü gökyüzünü mora boyayan bulutların arasına gizlenmiş bir tebessüm...
O sabah yine erkenden uyandım.
Perdenin arasından süzülen gün ışığı odama sessizce yayılırken yatağın kenarında uzun süre kıpırdamadan oturdum. Dışarıda hayat başlıyordu. Simitçiler tezgâhlarını hazırlıyor, ilk otobüsler durağa yanaşıyor, insanlar yeni bir güne yetişmeye çalışıyordu.
Benimse yetişeceğim hiçbir yer yoktu.
Çünkü senin olmadığın hiçbir yere geç kalınmıyordu.
Her sabah yaptığım gibi aynanın karşısına geçtim.
İnsan bazen yüzünü görmek için değil, içinde eksilen parçaları saymak için bakıyor aynaya.
Yüzüm aynı yüzdü. Saçlarıma birkaç beyaz daha düşmüş, gözlerimin kenarındaki çizgiler biraz daha derinleşmişti. Ama bunların hiçbirine takılmadım. Çünkü aynanın en derin yerinde yine sen vardın.
Bir insanın gözleri başka bir insanı yıllarca nasıl saklayabilirdi?
Bunu senden sonra öğrendim.
Eskiden göz göze geldiğimizde bütün kelimeler gereksizleşirdi. Konuşmadan anlaşmanın, susarak sevebilmenin mümkün olduğuna inanırdım. Şimdi ise konuşacak kimsem kalmadığı için susmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu biliyorum.
Elimi aynaya uzattım.
Sanki biraz daha yaklaşsam sana dokunacaktım.
Cam soğuktu.
Tıpkı sensiz geçen yıllar gibi.
Musluğu açıp yüzümü yıkadım. Avuçlarıma dolan su, gözlerimden süzülen yaşlarla birbirine karıştı. O an aklıma tuhaf bir düşünce geldi.
Acaba bütün gözyaşları aynı mı kokardı?
Yoksa herkes, en çok sevdiği insanın kokusunu mu taşırdı gözlerinde?
Ben ne zaman ağlasam odamı sen dolduruyordun.
Belki de bu yüzden yıllardır ağlamaktan vazgeçemiyordum.
Sokağa çıktım.
Sonbahar gelmişti.
Islak kaldırımlar sararmış çınar yapraklarıyla örtülmüştü. Çark Caddesi her zamanki telaşıyla akıyordu. İnsanlar birbirlerine yetişmeye çalışıyor, dükkânlardan yükselen sesler şehrin kalbine karışıyordu. Hayat devam ediyordu.
Bense yıllardır aynı günün içinde dolaşıyordum.
Bizim ilk oturduğumuz banka uğradım.
Bank hâlâ oradaydı.
Sadece sen yoktun.
İnsan bazı yerlere yıllar sonra gidince zamanın durduğunu sanıyor.
Oysa duran zaman değilmiş.
Bekleyen insanmış.
Parmak uçlarımla bankın tahtasına dokundum.
Senin elini tutar gibi...
Hatırlıyor musun?
Bir gün bana, "Bir gün ayrılırsak ne yaparsın?" diye sormuştun.
Ben gülüp geçmiştim.
Ayrılığı başkalarının başına gelen bir felaket sanıyordum.
Meğer insan en çok kendi başına geleceklere inanmıyormuş.
Akşama doğru eve döndüm.
Kapıyı açınca içeride ağır bir sessizlik karşıladı beni.
Bu ev eskiden küçük gelirdi.
Şimdi içinde kaybolacak kadar büyüktü.
Sen gidince odalar genişlemedi.
Yalnızlık büyüdü.
Yatağın bir tarafı hâlâ bozulmadan duruyordu.
Yastığını yıllardır kaldırmadım.
Üzerindeki kokunun çoktan uçup gittiğini biliyorum.
Ama insan bazen kokuları burnuyla değil, kalbiyle hatırlıyor.
Pencereyi açtım.
Uzaktan çocuk sesleri geliyordu.
Bir yerde insanlar gülüyor, bir yerde iki sevgili el ele yürüyor, bir yerde anneler çocuklarını eve çağırıyordu.
Ben ise aynı evde, aynı sandalyede, aynı boşluğu seyrediyordum.
Gece çöktüğünde eski mektuplarını çıkardım.
Kâğıtlar sararmıştı.
Mürekkep yer yer silinmişti.
Ama her harfin içinde senin sesin yaşıyordu.
Bir mektubunda şöyle yazmıştın:
"Bir gün birbirimizi kaybedersek, gözlerine bak. Ben orada kalırım."
İşte bu yüzden her sabah aynaya bakıyordum.
Seni unutmak için değil...
Seni kaybetmemek için.
Çünkü bazı insanlar gider.
Ama insanın içinden hiç çıkmaz.
O gece yağmur başladı.
Çatılara düşen damlalar, çocukluğumun seslerini getirdi.
Sabaha karşı pencerenin önüne oturdum.
Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanırken ilk kuş sesi duyuldu.
Sen kuş seslerini çok severdin.
"İnsanlar yalan söyler," derdin.
"Kuşlar söylemez."
Ben de sustum.
Çünkü bazı sessizlikler, bütün kelimelerden daha doğruydu.
Aradan yıllar geçti.
Şehir değişti.
Mevsimler değişti.
İnsanlar değişti.
Ama aşk...
Aşk hiçbir yere gitmedi.
İçimde kök saldı.
Bazen Çark Deresi'nin suyunda sana rastladım.
Bazen yağmurdan sonra toprağın kokusunda.
Bazen aynadaki gözlerimde...
En çok da geceleri.
Uyku ile uyanıklık arasında insanın kalbi en savunmasız hâline bürünür ya...
İşte o saatlerde yanıma oturuyordun.
Hiç konuşmadan.
Hiç dokunmadan.
Sadece varlığınla.
Ve ben yine sana bulanıyordum.
Bata çıka...
Her hatırada biraz daha derine batıyor, her nefeste sana biraz daha yaklaşıyordum.
Sonra anladım.
Aşk, kavuşmak değilmiş.
Aşk, gidenin ardından eksik yaşamayı göze alabilmekmiş.
Bir insanı yıllarca görmeden de sevebilmekmiş.
Adını anmadan onu her nefeste taşıyabilmekmiş.
Şimdi biri bana "Hâlâ seviyor musun?" diye sorsa cevap vermem.
Çark Deresi'nin kıyısına gider, suya bakarım.
Çünkü bazı soruların cevabı kelimelerde değildir.
Su bilir.
Rüzgâr bilir.
Yağmur bilir.
Ve benim gözlerimin en derin yerinde hâlâ sen varsın.
Ben artık seni beklemiyorum.
Çünkü biliyorum...
Sen gelmeyeceksin.
Ama ben seni sevmekten de vazgeçmeyeceğim.
Bir gün bu şehirde son kez yürüyeceğim.
Belki yine sabah olacak.
Belki yine kuşlar ötecek.
Belki Çark Deresi usulca akacak.
Ben son kez aynaya bakacağım.
Ve yine seni göreceğim.
Çünkü ben bu şehirden, üstü başı toz içinde değil...
Üstü başı aşk içinde geçen bir adam olarak ayrılacağım.
Hikmet Metin ÇavdarKayıt Tarihi : 27.07.2026 01:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!