1.Derviş
Bir yangının telaşında ben ki namusun renginden
Yokluğun varlığından bir haber
İnce iplikten geçince yokluğunda memleket
Kararan zamanı ellerimle besliyorum
Onca akşamlar gördüm
Dudaklarımdan dökülünce sabahsız
Kangren olmuş şiirlerin tepesinde
Doluşuyordu yasemin çiçekleri
Bir boşluk arayan menekşelerin
Hatırına yeşeriyordu, yeşeriyordum, yeşeriyorduk
Üstü halı serili bu yıldız tanelerinin
Tüy serpili bu boğuk geceyi
Ve bardağımı taşıran şarap
Beni bu ihtişamlı sabahtan ayırıyordu
Onca akşamlar sevdim
Bir başıma ve yalnız
Mor sümbüllerdi bu
Rengarenk hamak çevrili bahçemde
Ansızın ağlıyordu
Ve bu kararan geceyi aydınlatıyordu
Durmadan sararan yaprakları
Üstünde tütsü gibi parıldayan
Bu renkli dumanı üsteliyordu
Üsteliyordu bu yangınlı sabahı
Süngüydü bu uzaktan beliren
Korku zamanı uğradığım bu kavak
Şimdi dolaşmadan varıyorum
Her sabahın dördünde
Munzur’ un bu sessiz sesine
Sümbülün rengine susadığımı
Hissettiğim bu zamanda
Duygusuna susadığımı
Biliyorum, dinliyorum ve görüyorum
Aşk perçemine vardım
Duyardım önceleri bir zaman
Azizliğine uğramadan
Duygusuna varamadan
Akarsu da doğanın sesine karşın
Karanlık duygusunu aramadan
Bilirdim tabiat yarası bu
Bin asır sürmüş
Ve bin asır sürecek
Zamanda korku çağı bu
Kentlerde dev plastik cesetler
Baş gösteriyor
İnce uzun bir sancı varıyor
Olympos un tepesini yalamış
Her köşenin duygusuna varmış
Bir dağcının ruhunu bilmeden
O korkunun diline varmadan
Olympos’ u anlarım der insan
Ne de alçakmış Olympos
İşte orada görüyorum
Gördüğüm yere varırım
Oysa bu uzaklık bir sanrı uzaklığı
Olympos u biliyorum
Ağlayan tanrının buğulu evi
Olympos ta saklı varlığı
2.Uyanış
Kentimde gece ölüm kokusu var
Sararan yaprakların uzaklığı var
Devrimler varmalı şehrime
Vakit buldukça bu sancıdan
Kurtulmak için sarılmalı
Duyguya dokunmalı ansızın
Şiir ve edebiyat
Sarayın saltanatını devirecek
Budur işte tüm dalıyla sanat
Milyonların kararan yüzü
Bir gecede aydınlanır
Ki bizler bu korku çağında
Bin devrime varmışız
Henüz zihnimiz kurumadan
Savrulur bin gecenin ardı
Vicdanımız yalnızlığa
Hiç bakmadan azınlığa
Biz koşalım aydınlığa
Bu kördüğüm çözülmeli
Lale, sümbüller çoğalmalı
Mor menekşeler birikmeli
Geceler dumandan
Gündüzler yobazdan
Arınmalı bu asırda
Yeryüzü, kör ve susandan
3.Diriliş
Ölümün sessizliği buymuş meğer
Haritaları ayıran, ayırdıkça hüzün dolan
Bu coğrafyadaki insanlar
Sevgiye muhtaçtı toprağa değil
Ölümün gölgesi buymuş meğer
Sisli bir düşüncenin ortasında dolaşan
Bir sancıysa eğer dilimden dökülen
Kanımız akmadan da yeşeriyor gökyüzü
Ölümün rotası buymuş meğer
Bu bir Ortadoğu geleneği
Toprak kan ile karışmalı
Budur dipteki alçak yara
Ölümün gecesi buymuş meğer
Gün ışığında toz bulut
Gece karanlığında kanlı ölüm
Bin asır dolaşıyor çığlık ve tanrı
4.Devrim
Bu tepede alacakaranlık
Az buçuk sisli
Aşağıda bir küflet insan
Çokça kahırlı ruh
Arkası ıslak bir bataklık
Korkunun nesrine varıyor
Bu kentlerde ölüm, kalabalık birer kör çıbanı
Bu kentlerde ölüm, karanlık birer fare kapanı
Bu kentlerde ölüm, sancılı bir çoban ağıtı
Bu kentlerde ölüm, süslü buhariye günlüğü
Gitsem diyorum
Tanrıya baş eğmeyen
Ölüm çağına uysam
Karanlık bir gecenin
Ardında kaybolsam
Sisli bir düşüncenin
Gitsem diyorum
Paganları çürüten
Bir kentte varsam
Ağlasam diyorum
Alacakaranlıkta üzülmenin
Tadına varsam
Cehaletle dövüşmenin
Kayıt Tarihi : 4.04.2026 16:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!